Gerçekse neden ve ne kadar?
Dr. Yavuz Dedegil
dedegil@gmx. de Birleşmiş Milletlerin (UN), Çevre Programlaması kurumu (UNEP) ve Dünya Meteoroloji Organizasyonu kurumu (WMP) 1988 yılında "Hükümetler arası Íklim Değişmesi Paneli" (IPCC) isminde, sekretaryası Cenevre'de bulunan,yeni bir organizasyon kurdular. IPCC'ye 130 hükümet delege göndermektedir ve onlar 6 senede bir, dünyadaki iklim gelişmeleri ve ilerisi için tahminleri hakkında raporlar hazırlayıp, hükümet politikaları için tavsiyelerde bulunurlar.1) 1988'den 2005 senesine kadar bu kurum 51,7 milyon Avro harcamıştır.Vurgulanma sı gereken nokta şudur ki, IPCC panellerine hükümetler tarafından seçilmiş bilimciler yanında politikacılar da katılmakta ve oradan çıkacak kararları kendi politikaları yönünde etkilemektedirler; dolayısıyla bu rapor ve kararlarda sadece bilim değil, ülkelerin ve hükümetlerin çıkarları da rol oynamaktadır. IPCC bizzat araştırma yapmamakta, sadece hükümetlerin gönderdiği temsilcilerin raporlarını değerlendirmektedir. 2001 senesi raporu hazırlanırken ABD hükümeti kendi temsilcilerinin raporlarına 435 defa müdahele etmiştir.2) Dolayısıyla IPCC rapor ve tavsiyelerinin ne derece bilimsel ve ne ölçüde politik olduğunu kestirmek zordur, kaldı ki, medyada geniş yer alan bu raporlar, her defasında bir öncekinden farklı sonuçlar sergilediği gibi, farklı ülkelerden gelen tahmin ve tavsiyeler de birbirinden farklıdır. 2007 yılı raporu Mayıs ayında beklenirken IPCC Şubat 2007'de "hükümetlere tavsiyelerini" önceden yayınlamıştır. IPCC raporlarını hazırlayan bilimcilerden çok daha büyük sayıdaki bağımsız bilimciler, bu kurumun raporlarına şüphe ile bakmakta ve birçok defa bunların, öncelikle politik ve bilime aykırı olduğunu iddia etmektedirler. 3) Ama onların kendi sonuçlarını Batı'nın güdümlü medyasında duyurma şansları çok azdır. Hükümetler için geçerli olan, IPCC raporlarıdır; bu rapor ve tavsiyelere göre devletler arası anlaşmalar yapılmakta ve ülkeler içinde kanunlar çıkarılmaktadır. IPCC'nin 2007 raporunda muhtemelen şu iddialar yer alacaktır:
a.. 2100 senesine kadar küresel ısı 3°C kadar artacaktır
b.. 2080 senesinde Grönlad'da ve 2100 senesinde Antarktis'de buzlar erimiş olacaktır.
c.. Deniz seviyesi, Kuzey Denizinde 0,5 m ve dünyanın bazı başka yerlerinde 2 m ye kadar artacak, karaların bir kısmı deniz altında kalacaktır.
d.. Kutuplar ve Ekvator arasındaki akımlar azalacak, bu yüzden Kuzey Avrupa soğuyacaktır.
e.. Orkanlar Avrupa ve Amerika'da artacak ama Akdeniz bölgesinde azalacaktır.
f.. Avrupa'da kar yağışı yüzde 80-90 arasında azalacaktır.
Íleriye dönük tahminler, farklı meteorolojik ölçümlere dayanan ve bir takım varsayımları da içeren bilgisayar programlarından elde edilmektedir.
Isınma nedeni olarak medyada en çok rastlanan ve Batı hükümetlerinin çoğunun da benimsediği varsayım, insanların enerji üretimi için, petrol ürünleri, kömür ve doğal gaz, gibi fosil organik maddeleri yakmaları sonucu atmosferde karbondioksit gazının (CO2), artması ve dünyayı adeta bir sera içine sokmasıdır.
Bağımsız bilimcilerin detaylı incelemeleri ise IPCC raporundaki önemli çelişkileri ortaya koyuyor. (Grafik 1)
Grafik 1: 1880-2000 yılları arasında CO2 ve küresel ısı gelişmesi. (Üst eğri ısınma, alt eğri CO2)
1920-1940 arasında CO2 artışı, bugünkünün altıda biri kadar olduğu halde, küresel ısınma bügünküne eşittir. Buna karşı 1942 den 1967 ye kadar CO2 oranı 307 ppm den 345 ppm e yükselirken, bu 25 senede küresel ısı artmadığı gib üstelik 0,16 derece düşmüştür. Prof. Singer'in detaylı araştırmaları4) , şehirlerden uzakta yapılan ölçmelere göre, ABD ve Avrupa'da, 1940 dan bu güne kadar ortalama bir ısı artışının olmadığını göstermektedir ama bu incelemeyi basın yayınlanmamıştır. Singer'in bu incelemesi, uydulardan yapılan ve 0,01°C derecelik değişmeyi ölçebilen sonuçlarla aynıdır, onlar da son 60 senede troposferde (yerden 15 km yüksekliğe kadar hava tabakasında), CO2 artışına rağmen, ortalama bir ısı değişmesinin olmadığını göstermektedir. ABD Ulusal Bilimler Akademisinin (USNAS) 2000 senesindeki bir yayınında da, süper bilgisayarları n verdiği sonuçların tersine, dünya atmosferinin ısınmadığı iddia edilmektedir.
Alman Meteoroloji kurumu'nun yayınladığına göre, Bavyera'daki Hohenpeißenberg meteoroloji istasyonunda, 1800'den 1880'e kadar 1,1 °C ısı düşmesi ölçülmüştür ve 1880-1940 arasında ısı tekrar 1°C artmıştır, yani 1880-1940 yerine, 1800-1940 periyodu değerlendirilirse, dünyanın, büyük CO2 artışına rağmen, 0,1°C soğuduğu sonucu ortaya çıkar.Avusturya' da yapılan ölçmeler de sıcaklığın 19. cu yüzyılda 1°C düştüğünü ve 20. ci yüzyılda 1°C arttığını göstermektedir. 5,6) Yani 2000 senesinde ölçülen sıcaklık ortalaması ile, 1800 senesi ortalaması Avusturya'da aynıdır. IPCC ise, ölçmelerin olduğu en soğuk 1880 yılını başlangıç noktası seçerek, bir ısınmayı ispatlama çabasındadır.
Bilgisayar ile yapılan modellerde, bir takım parametreler, seçilen bir zaman dilimi içindeki ölçüleri doğrulayacak şekilde seçilmekte, yani, mevcut ölçüm sonuçlarına göre ayarlanmaktadı r. Örneğin CO2 artışı ile ısı artışı ilişkisi kurulmak isteniyorsa parametreler, 1920-1940 veya 1975-2000 senelerinin ölçümlerini verecek şekilde ayarlanır ama bu hesaplar hiçbir zaman 1942-1967 arasındaki 25 senede CO2 artarken ısının düşmesini açıklayamazlar ve sonuç olarak gelecek için gerçeğin çok üzerinde ısı artışları verirler. Hele parametreler örneğin 1942-1967 arası ölçmelere göre ayarlanırsa, CO2 artışının ısı düşmesine neden olduğu sonucu elde edilir.
Fiziksel mantık olarak, iki farklı olgu bazan aynı, bazan da ters yönde gelişmeler gösteriyorlarsa, o zaman bunların birbirinin sebep veya sonucu iddia edilemez; ya üçüncü ve dominant bir etken aranır veya, bu iki olgunun gelişmelerinin birbirlerine bağımlı olmayan farlı nedenlerden kaynaklandığı tahmin edilir.
Sonuç olarak, şu sıralarda bir küresel ısınmanın gerçek olup olmadığı bilimsel ve çelişkisiz olarak ispatlanmış değildir. Eğer bir ısınma varsa, bunun artış hızı, bağımsız bilimcilere göre, IPCC'nin raporlarında verilen sayıların üç veya dört katı altında olabilir ve sebepleri de açıklanmış değildir. Kaldı ki bu hesaplarda, CO2 nin biyolojik döngüsü, en büyük etkisi olan ama çok zor hesaplanabilen havadaki su buharı oranı, bulutlar ve yağışlar, CO2 dışındaki sülfat cinsi aerosoller, ayrıca okyanus derinliklerindeki hemen hemen sabit kalan düşük ısılar ile astronomik ve kozmik etkenler de göz önüne alınmamaktadır.
Bilinen şudur ki, dünyada ısı ve atmosferdeki CO2 miktarı, insanlar ve endüstri yok iken de büyük değişmeler göstermişlerdir. Grafik 27) de görülebileceği gibi, küresel ısı ve atmosferdeki CO2 miktarı, periyodik olarak artıp eksilmektedir. Isı artınca, CO2 miktarı da artmaktadır. Ayrıca, bu CO2 miktarları, analiz için örnek alınırken önemli oranda CO2 buharlaştığından, gerçek değerlerin altında çıkmaktadır; geçmişteki gerçek CO2 değerleri ortalama 335 ppm civarında tahmin edilmektedir.
Grafik 2: Antarktis'de yapılan buzul incelemesi sonucu elde edilen sıcaklık ve CO2 oranı arasındaki bağlantıyı gösteren ölçüm sonuçları. Üst mavi eğri sıcaklık, alt kırmızı eğri CO2. Grafik 1 de, 1880-1980, yani 100 senelik bir süreçteki şiddetli ve çoğunlukla açıklanamayan ısı ve CO2 değişmelerini gösterildi. Grafik 2 de sergilenen bilgiler ise, 400.000 seneyi kapsamakta ve bambaşka bilgiler vermektedir. Grafik 1 deki 100 senelik süreç, Grafik 2 de, ancak bir çizgi kalınlığındadır. Bundan 135.000 sene öncesini alırsanız, büyük bir CO2 artışı ve küresel ısınma iddia edebilirsiniz. 110.000 sene öncesine ise bakınca, ciddi bir CO2 ve ısı düşüşü iddia edilebilir.
O halde hesaba katılmayan başka etkenler de var; örneğin astronomik ve kozmik etkenler.
Dünya çok daha büyük bir kitlesi olan Güneş'in uydularından biridir; enerji olarak en çok ondan etkilenmektedir. Güneşin yüzeyinde "leke" olarak gözlediğimiz patlamalar ile, dünyadaki denizlerin yüzey ısısı arasındaki ilişki, Grafik 3 de gösterilmektedir.
Grafik 3: Güneş yüzeyinde saptanan lekeler (patlamalar) ile Dünya okyanuslarının yüzeysel ısısı karşılaştırması Üstte güneş lekelerinin sayısal değişimi, altta küresel deniz yüzeyi ısısı.Güneş etkenliğinin değişim süresi incelendiğinde ortalama 22 senelik bir periyot saptanır ve deniz yüzey ısısı belli bir gecikmeyle buna uymaktadır.)
Íşte bu kozmik veya güneş sistemi içindeki olaylar, IPCC'nin temel aldığı bilgisayar programlarında göz ardı ediliyor.
IPCC'nin buzulların erimesi ve deniz seviyesinin yükselmesi konusundaki tahminleri ile, gerçek ölçümler arasında da benzeri çelişkiler vardır. Dünyanın hemen bütün limanlarındaki ölçümlere göre, ortalama deniz seviyesi senede 1 ile 2 mm arasında yükselmektedir. (Astrofizik ölçümlerine göre dünyanın çapı da senede 1 mm kadar büyümektedir) Bunun üzerindeki değişmeler, deniz dibindeki tektonik, hava basıncı ve yer çekimi değişmelerine bağlıdır. Yer çekimi dünyanın her yerinde ve her zaman aynı değildir ve bu yüzden yer çekiminin ivmesi 9,81 m/s² ile, yani virgülden sonra sadece iki sayı ile verilir. Yer çekimi ivmesinin ölçümleri, bu ivmenin her yerde biraz farklı olduğunu, ayrıca zaman içinde de, hatta bazan anî olarak, değiştiğini göstermektedir. Buna bağlı olarak örneğin Hindistan'ın güneyinde deniz seviyesi, Ízlanda'dakinin 170 m altındadır. Cenevre Gölü'nün bile seviyesi, aynı gölün kenarındaki Montreux'de Cenevre'dekinden 1,8 m daha yüksektir. Avustralya'nı n, deniz altında kalacağı tahmin edilen sahil şehri Tuvalu'da, deniz seviyesi seneden seneye 30 cm yükselip alçalmaktadır ama 8 senelik bir ortalama alındığında, seviyenin sabit kaldığı ortaya çıkmaktadır.
Kuzey ve güney kutuplarındaki, yüzen buz tabakasının erimesi, deniz seviyesini etkilemez. Antarktis'deki, karalar üzerinde oturan buz tabakası da - 40°C dedir ve birkaç derecelik küresel ısınma ile erimez.
Okyanuslardaki suların, ısınma sonucu genleşmesi de IPCC raporlarında yanlış modellendirilmekted ir. Yüzeyde saptanan ısınma ve dolayısıyla genleşme, derin su tabakalarında görülmez; kaldı ki suyun genleşme katsayısı düşük ısılarda, sıfıra doğru gider. Denizlerde 1500 m derinliğin altında ısı çoğunlukla sıfırın altındadır ve, bu sular tuzlu oldukları için donmazlar ve kayda değer bir genleşme de göstermezler . Bu nedenlerle IPCC'nin verdiği deniz seviyesi yükselmesi tahminleri, kısa vadede bile, cerçeğin tahminen 3 katı üstündedir.
Sonuçta, tahmin hesapları ile, ölçülen gerçekler arasında çok büyük farklar görülmektedir. "Íklim uzmanlarının" hesaplarının yanılgılarnın pek çok kanıtı vardır.
1994'de, Irak Kuveyt'i işgal edip, akabinde ABD Irak'ı ilk defa işgal ettiğinde binlerce petrol kuyusunun ateşe verilme tehlikesi baş gösterince, "bilim adamları", böyle bir olayın dünya iklimine yapacağı etkileri medya üzerinden yaymışlardı. Bu hesaplara göre, ağustos ayında Avrupa'ya kar bile yağacaktı. Petrol kuyuları gerçekten yandı ve ancak bir seneden fazla süren çalışmalarla kontrol altına alınabildi, ama iklimde ölçülebilir bir değişme kaydedilmedi.
Íkinci bir varsayıma göre ise, bazı teknik âletlerde, örneğin soğutucularda, kullanılan flor-klor-karbon- hidrojen (F,Cl,C,H) gazları ile azot-oksitler (NOx) stratosferdeki ozon tabakasını tahrip ederek, dünyaya daha fazla mor ötesi ışının varmasını sağlamakta ve dünya bu yüzden ısınmaktadır. Ozon tabakasının tahrip olduğu yerler özellikle kutupların üstüdür, üstelik de bu olay güney kutbunda, kuzey kutbundan çok daha belirgin yaşanmaktadır. Burada akla ilk gelen soru, insanların ve endüstrinin en yoğun yaşadığı kuzey küre dururken, bu olayın neden güney kutbunda daha etken olduğudur. Atmosferde bilinen rüzgâr sistemleri bu soruya bir açıklık getirmemektedir. 2000'li yılların başında Almanya, bu konuda geniş bir ölçümü finanse etmiştir. Aylarca süreyle havadaki ozon oranı birçok şehir merkezinde ve ıssız dağ başlarında ölçülmüştür. NOx gazları özellikle otomobil eksozlarından çıkmaktadır ve varsayım doğru olsaydı, en büyük etkisini şehir merkezlerinde göstermesi ve ozonu yok etmesi gerekirdi. Ölçümler ise, varsayımın tam tersini kanıtladı, şehirlerdeki NOx oranları yüksek olduğu halde ozon oranları, ıssız dağ başlarına göre çok daha yüksek çıktı. Bu ölçü sonuçları çok kısa bir zamanda medyadan kayboldu.
Güneşin etkisi ( Güneş periyodu)
Güneşin dünyamıza ışın yayımını ve güneş yüzeyindeki patlamaları izleyen bütün bilimciler, ortalama 22 senelik bir periyot saptamaktadır. Ortalama 11 sene süreyle, dünyaya gelen güneş ışını yoğunluğu artmakta ve yine 11 sene içinde azalmaktadır ve bu değişim dünya ikliminde önemli etkiler yapmaktadır. Ölçümlerin gösterdiğine göre bu ortalama yarı periyot, 8 ile 18 sene arasında değışmektedir, 11 sayısı bir ortalama değerdir. Değişimlerde 11 sayısının katları 22, 44, 88 ve 190(196) senelik periyotlar da inceleme konusudur.
Güneş sistemimizdeki 9 gezegen, güneş ve dünyadan farklı uzaklıklarda, farklı kitlelere sahiptir, farklı hızlarla dönmektedir ve güneşin yer çekimi üzerindeki etkisine katkıda bulunmaktadır. Dünyanın yer çekim ve enerji akımı içinde, güneş asıl rolü oynasa da, diğer gezegenlerin de, yakınlıkları dolayısıyla, önemli bir rolü vardır. Güneş sistemindeki gezegenlerin yer çekimi üzerindeki rollerini, güneş çekimine oranla, en basitleştirilmiş şekilde hesapladığımızda (yazarın kendi computer programı), dünya bilimcilerinin saptadığı 22 senelik periyodun, bu gezegenlerle ilişkisi açıkça ortaya çıkmaktadır. (Grafik 4)
Grafik 4: Güneş ve Güneş sisteminindeki 8 gezegenin, dünya üzerinde, oransal abartılmış, kuvvet etkisi değişimi. Apsisteki sayılar günleri, bölünme ise yılları, ordinat ise oransal kuvvet değişmesini göstermektedir. Apsisin başlangıç (0) noktası 27 Kasım 2004 tarihidir. Alt ve üst sivri noktalar izlenince, ortalama 22 senelik periyot görünmektedir. (Bu resim yazarın kendi özerk programı sonucudur ve her hakkı ona aittir, izinsiz kullanılamaz ve yayılamaz.)
Grafik 4 de, sadece, güneş sistemindeki gezegenlerin dünyaya kuvvet etkisi hesaplanmıştır. Resmin üst yarısına bakıldığında, yer üzerinde güneş yönündeki toplam çekim değişmesinin her 3 senede bir, diğer senelere göre iki misli kadar arttığı görülür. Bu uçların periyodu, bir ölçüde değişmekle birlikte ortalama 22 senedir ve "Sun-Cycle" ile aynıdır (kırmızı eğri). Onun altındaki mavi eğri ile daha küçük oransal artışların, eksi bölümde de yeşil eğri ile oransal düşüşlerin değişimi gösterilmiştir. Bunların periyotları da 22 sene civarında olup, güneş patlamalarının periyoduna eşittir. Bu hesapta, sadece güneş sistemindeki gezegenlerin kitle çekim etkisi, dolayısıyla güneş etrafındaki konumları hesaba katılmıştır. Bu hesabın gösterdiği periyotlar ile, günes patlamalarının periyotları aynı olduğuna göre, güneş aktivitesindeki değişmelerin, güneş sistemindeki gezegenlerin kitleleri, güneşe uzaklıkları ve farklı dönme hızları sonucu, güneş üzerindeki kozmik basıncın değişmesinden kaynaklandığıiddia edilebilir. 3 ve 4 numaralı Grafiklar birlikte ele alınınca ise yeni bir sonuç ortaya çıkar: Güneş sistemindeki gezegenlerin hareketleri, hem güneş hem dünya ürerinde kuvvet ve basınç değişmelerine ve güneş yüzeyindeki patlamalar neden olmaktadır. Denizlerde ölçülen ısınma da, dolaylı ve dolaysız olarak bu değişmelerin, en azından etkenlerinden biridir.
Kyoto'da konuşan bilim ve devlet adamlarının büyük çoğunluğu yukarıdaki etkenleri iklim değişikliğinden sorumlu tutarken, az sayıda astronomi, astrofizik ve iklim uzmanı da, iklim değişikliğinin, adı geçen nedenlerle ilgili olmayıp, sadece kozmik ve insan eliyle değiştirilemeyecek nedenlerden kaynaklandığını iddia etmişlerdir.8
Kozmik etkiler
Buzullardan derinlemesine alınan örnekler, bir ağacın yaş halkaları gibi belli tabakalara ayrılmakta ve buz tabakaları arasında, organik ve anorganik tozların bulunduğu katlar görülmekte, organik tozların yaşı, Karbon-14 yöntemiyle saptanabilmektedir. Kutuplar dâhil birçok buzulun incelenmesi sonucu, dünyanın, insanlardan önce de, birçok kere ısınıp soğuduğu ve buzulların da birçok kere eriyip yeniden oluştuğu kanıtlanmıştır. Dolayısıyla bu periyodik olayı, insanların ürettiği FCKW, NOx veya CO2 gazları ile açıklamak mümkün değildir. Bu arada astronomi, süper teleskoplar ve uydulardan yapılan gözlem ve ölçmeler sayesinde büyük adımlar atmıştır ve bugün yaşadığımız iklim gelişmelerine de açıklamalar getirmektedir. Bunlara da kısaca göz atmakla, iklimimizdeki bugünkü gelişmeleri ve gelişmenin devamını anlamamız mümkün olacaktır.
Uzayda milyarlarca yıldızdan oluşan "galaksiler" vardır. Dünyamızın bulunduğu dokuz gezegenli "güneş sistemi" "Samanyolu" galaksisindedir. Íçinde bulunduğumuz galaksi ve güneş sistemimizin 2006/2007 yıllarında galaksi içindeki yeri, 5 numaralı resimde gösterilmiştir. Galaksimizin merkezindeki yoğun yıldız kümesinin etrafında dört adet spiral şeklinde dağılan ve yıldızlardan oluşan, yoğunlukları ve mesafeleri farklı, kolu vardır, böylece galaksimizin çevresi dördü yoğun yıldızlı, dördü de neredeyse yıldızsız sekiz bölgeye ayrılmıştır.
Resim 5: Güneş sistemimizin galaksimizdeki güncel yeri ve yörüngesi.
Güneş sistemimiz, galaksimizin merkezinin dışındaki kollar arasında, merkeze 28000 ışık senesi, 9,5 trilyon km, uzaklıkta bir yörünge üzerinde saatte 250 km kadar bir hızla dönmektedir. Böylece yukarıda bahsettiğimiz yıldızlı ye yıldızsız sekiz bölümden 27 milyon senede geçmektedir. Yıldızlı ve yıldızsız bölümlerin takriben eşit genişlikte oldukları
kabul edilirse, güneş sistemimiz 3,3 milyon sene yoğun yıldızlı bir bölgede, sonra yine aynı süre, çok seyrek yıldızlı bir bölgede bulunmaktadır.
Gerek galaksimizin merkezindeki yoğun yıldızlar kümesinden ve gerekse çevredeki galaksilerden gelen enerji dolu ışınlar, güneş sistemimiz ve dünyamızda, bütün fiziksel ve kimyasal değişmeler, ve dolyayısıyla dünyadaki iklim ve tektonik olaylar açısından büyük rol oynarlar. Yanardağların patlaması ve kalkerli dağlardaki erozyon da atmosfere önemli ölçüde CO2 girmesine neden olurlar.
Umlauf benötResim 3igt 200 Millionen Jahre.
Grafik 6: Güneş sistemimizin galaksi kollarından geçişi ve buzulların (Mavi çizgi) buna bağlı olarak eriyip yeniden oluşmaları. (Apsisteki sayılar "milyar" sene" ifade eder.)
Grafik 6 da, güneş sistemimizin, yörüngesi üzerinde son bir milyar senede geçirdiği ısınma ve buzlanma olayları, galaksimizin kollarına giriş çıkışlarla ilişkilendirilmiş tir. Güneş sistemimiz galaksi kollarından birinden geçerken, dünyada buzullar artmış, galaksi kolları arasında seyrederken ise buzullar erimiştir. 5 ve 6 sayılı resimlerde görüleceği gibi, güneş sistemimiz, birkaç yüz sene önce galaksimizin Sagittarius- Carina isimli kolundan çıkmıştır ve böylece dünyamızın son buzul devri bitip, "ısınma devri" başlamıştır. Ínsanlar, bu gerçeği görüp, hayatta kalmak için ellerinden gelen önlemleri alabilirler, ama bu gelişmeyi değiştirme şansları yoktur, hatta güneş sistemindeki başka bir gezegene, örneğin Mars'a bile göç etseler, birşey değişmez, çünkü güneş sisteminin tamamı aynı etken altındadırlar.
Küresel ısınmanın atmosferdeki CO2 oranına etkisi
CO2 suda, sıcaklığa bağlı olarak, en çok çözülen gazlardan biridir. Grafik 7 de, atmosferik basınç altında CO2 nin, suda erime miktarları gösterilmektedir.
Suyun donma sıcaklığı 0°C de, bir ton suda, 34 kg CO2 çözülmüş olarak bulunabilir. Gerek kutuplardaki buzullar ve sular ve gerek denizlerin derinliğindeki soğuk sularda GigaTon' larca CO2 erimiş olarak mevcuttur. Örneğin astronomik sebeplerle dünyadaki suların ısısı 0°C den 5°C ye artsa, her ton su, atmosfere 7 kg CO2 aktarır. Dolayısıyla atmosferdeki ısınma ile CO2 oranı arasında ilişki kurarken bu fiziksel özelliği hesaba katmak gerekir. O zaman da, ısı CO2 yüzünden mi artıyor, yoksa tersine CO2 artan ısı yüzünden mi fazlalaşıyor sorusunun cevabı değişir.
Atmosferdeki CO2, sudaki kolay çözülürlüğü yüzünden, yağmur suları ile denizlere ulaşır ve orada hem deniz bitkileri hem kabuklu deniz hayvanları tarafından, suda erimeyen kireçe, mermere (CaCO3) çevrilir ve sonunda katı madde olarak deniz dibinde depolanır. Bugünkü yoğun kireçli, bol fosilli Toros Dağları, bir zamanlar CO2 tüketen ve ölünce deniz dibine çöken kabuklu deniz hayvanlarının eseridir.
Grafik 7: Atmosferik basınçta bir m³ suda çözülebilen CO2 miktarı.
Atmosferdeki CO2 artışı, karalardaki bitkilerin de yetişmesini etkiler. Kara bitkileri atmosferdeki CO2 yi hem suda çözülmüş olarak köklerinden, hem de yaprakları ile direkt atmosferden alırlar ve daha çabuk bir gelişme gösterirler onu daha çabuk katı madde olarak bağlarlar.
IPCC'nin şimdiden basına yansıyan 2007 raporunda, dünya iklim değişmesinin, CO2 üretimini azaltmakla da önlenemeyeceği itiraf edilmektedir.
Sonuçlar
1. 1800-2000 seneleri arasındaki zaman dilimi temel alınırsa, bir küresel ısınmanın gerçekliği henüz bilimsel ve çelişkisiz olarak ispatlanmamıştı r.
2. Sonuçları IPCC'ye sunulan bilgisayar modelleri, yeterli değillerdir, olayın çok önemli boyutlarını, astronomik ve kozmik etkenleri, fiziksel ve biyolojik döngüleri hesaba katmamaktadırlar.
3. IPCC bildiri ve kararlarında sadece bilim değil, ulusal ve uluslararası politikalar büyük rol oynamaktadır.
4.Güneş sistemimizin galaksi içindeki güncel yeri ve hareketi, uzun vadede çok önemli bir küresel ısınmanın ve, bunun nedeni değil sonucu olarak, CO2 artışının kaçınılmaz olduğunu göstermektedir.
5. Íklim değişiklikleri, birçok ayak uyduramayan bitki ve hayvan türünün yok olmasına veya Darwinist doğal seleksiyon içinde büyük değişmelere uğramasına neden olacaktır. Ínsan türünün varlığını sürdürebileceği şüphelidir.
6.Özellikle bu kozmik nedenli değişmelerin başında, yani şimdi, ve sonunda, depremler, volkanik patlamalar, orkan, tsunami, yerel kuraklık ve yerel sel felaketleri artacaktır.
7. Dünya'nın her yerindeki insanların yaşamı, bunlara bağlı olarak etkilenecek, yerel olumsuz şartlar insanları göç etmeye zorlayacak ve bunun sonucu olarak su ve toprak savaşları yaşanacaktır.
Ne yapılabilir ?
1. Bilimsel araştırmaları, klasik politik çıkarlara göre yönlendirmek yerine, ileriye dönük uzun vadeli politikaları, bilimsel sonuçlara göre yeniden belirlemek doğru olur. Bu bağlamda örneğin barajlar ve hidroelektrik santrallarına daha büyük yatırımlar yapılabilir, su rezervleri ve su dağıtımı daha kurak zamanlarda da yeterli olacak şekilde düzenlenebilir.
2. Íklim tahmin yöntemleri, astronomik, kozmik ve biyolojik etkenleri de hesaba katacak şekilde daha sağlıklı geliştirilmelidir.
3. Toprak dağılımı konusunda, yerleşim, tarım ve orman alanları seçiminde, ilerideki gelişmeler, özellikle artabilecek doğal âfetler göz önüne alınmalıdır.
4. Besin olarak yararlandığımız tahıl, sebze, meyve, ev hayvanlarıı ve su ürünlerinin, beklenen iklim değişikliğine dayanıklılığı, şimdiden labratuvarlarda denenebilir ve ileriye dönük cinsler geliştirilebilir.
5. Astronomik ve kozmik değişmeler, bir insan ömrüne oranla, yavaş seyrederler. Bugünkü bilim ve teknik düzeyimiz, belki gelecek şartlar içinde de insan neslinin hayatta kalmasını sağlayabilir.
Kısaltmalar:
IPCC Intergovernmental Panel on Climate Change (Hükümetler Arası Íklim Değişmesi Paneli) UNEP United Nations Environment Programme (Birleşmiş Milletler Çevre Programı)
WMO World Meteorological Organization (Dünya Meteoroloji Organizasyonu)
USNAS USNational Academy of Sciences (ABD Ulusal Bilim Akademisi)
Kaynaklar:
1)
http://de.wikipedia .org/wiki/ Intergovernmenta l_Panel_on_ Climate_Change2) 3.2.2007 tarihli taz-Gazetesi, S. 3, 113 Z. Bernhard Pötter'in yazısı
3) IAVG-Internet- Dokumentationen, Klimaveränderung,
www.iavg.org/ iavg081.htm / 22.03.2004
4) Prof. Dr. S. Fred Singer: President Science & Environmental Policy Project,
Washington, D.C., USA; Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ)-gazetesine , 9. Mayıs 2001 de gönderdiği yazı (Yayınlanmadı) .
5) Sommaruga-Wögrath, S. et al.: Temperature effects on the acidity of remote alpine lakes; Nature 387:64-67(1997)
6) Böhm, R. et. al.: Regional temperature variability in the Alps: 1760-1968 Int. J. Climatol. 21:1779-1801( 2001)
7)
http://www.biokurs. de/treibhaus/8) Hans Schuh : "Klimagruß von der Galaxis" DIE ZEIT 10.07.2003 No.29
http://www.geocitie s.com/burtay_ mutlu/konuklar/ dunya_isiniyor_ mu.html