Aile hayatının dayandığı temel ilkeleri kavramış, payına düşen görev ve sorumlulukları öğrenmiş ve benimsemiş, başkaları ile birlikte yaşamayı ve kardeş çalışmayı öğrenmiş bir çocuk;
-Anne-baba ve çocuğun ailenin temeli olduğunun bilincindedir.
-Ailenin çocuk için her şeyi sağlayan, ana-babanın sürekli olarak aileye gerekli yardımı yapan yer olduğunun farkındadır.
-Aile topluluğunu, aile arasındaki karşılıklı anlayışı, aileyi kenetleyen duygu bağlarını, sevgi, saygı, takdir etme, nezaket, koruma ve güveni, aile üyelerinin birbirlerine karşı tutumlarını, ailenin öteki ailelerle ilişkilerini, misafirlik ve komşuluğun ne olduğunu, bunlara nasıl davranılacağını bilir.
Okulda ve İşyerlerinde İnsanların Birbirleriyle İlişkilerinde Şu Hususları Bilmeleri Gerekir
1.Bütün çalışmaların demokratik yaşayışın kurallarına göre düzenlenmesi gerektiğinin farkındadır.
2.İnsanların karşılıklı hak ve sorumluluklar taşıdıklarını ve birbirlerinin görüş ve inanışlarını saygı ve hoşgörüyle karşılamalarının zorunluluğunu bilir.
3.Beraber çalışma, sorumluluk alma, yardımlaşma ve karar verme kurallarını uygulamanın gerektiğinin farkındadır.
4.Aile, okul ve toplum hayatının dayandığı temel ilkeleri ve topluluk halinde yaşamanın zorunluluğunun bilincindedir.
KENDİ KENDİNİ YETİŞTİRME YOLLARI
Kendi kendini yetiştirme yolları içinde çocukların kendilerini tanımalarına imkan verilmelidir.
Öğrencilerin kendilerini tanımaları için;
1.Çevresiyle olan ilişkilerinin nasıl olduğunu,
2.Bu yaşa gelinceye kadar geçirdiği gelişim yıllarının değişik yönlerinin durumunu,
3.Mücadele etme, savunma mekanizmalarında hangisinin kendisinde bulunduğunun,
4.Problemlerini nasıl ve ne şekilde bir çözüme başladığını,
5.Ruhça sağlıklı kalmak için ne derece çaba gösterdiğini bilmesi gerekir.
Davranışlarımız yalnız kendi başarı ve başarısızlıklarımızı, mutluluk ve bahtsızlığımızı tayin etmekle kalmaz. Öğrenci ve çocuklarımızın gelişimi üzerinde de önemli etkiler bırakır, onların kişiliğine şekil verir. Bu bakımdan davranışlarımız, tutumlarımız, hareketlerimizle yarattığımız çevre çok iyi bilinmeli ve düzenlenmelidir. Kişiliğin kuvvetli olması onu meydana getiren şuur (bilinç), bilinçaltı ve vicdan gibi üç parçasının kuvvetli olmasına bağlıdır. Bilinç farkında olduğumuz ve kontrol edebildiğimiz zihin etkinleridir.
Davranışlarımızı yöneten kuvvetlerin, sevgi ve nefretlerimizin sebepleri, bilinçaltından doğan düşünce ve duygularımızın gerektirdiği enerji bilinçaltından gelir. Unutulmuş istekler bilinçaltından dışarı fırlayarak kendilerini davranış halinde ifade etmeye uğraşırlar.
Kişiliğin önemli üçüncü yönü olan vicdan insanın kendi davranışlarını, özel ölçülere göre eleştirerek bunların iyiliği veya kötülüğü hakkında yargılarda bulunmasıdır.
Öğrencilerin kendilerini tanımalarının birinci şartı, çevreleriyle ilişkilerinin nasıl olduğunu ve bunların nasıl düzenlendiğini bilmesidir.
-Kişilik üzerine iz bırakan ilk olaylardan birisi çocukluk çağındaki beslenme şeklidir. Daha sonra tuvalet alışkanlığı gelir. Buna bağlı olarak da inatçılık etme, meydan okuma ya da işbirliğinde bulunma kendini gösterir. Ayrıca ilgileri, duyguları rahatını kaçırır. Otomatik olarak gösterilen tepkiler ve davranış şekillerinin bir kısmı ilk çocukluk yılları ile ilgili olarak kazanılan davranışların sonucudur.
-Çevre ve kişilik aralıksız birbirleriyle yarışma halindedir. Kişilik ve çevre arasındaki mücadele genel olarak hem ihtiyaçları hem de çevreyi kısmen de olsa tatmin edecek uzlaşmalar yapılır. Bazen sert çıkışlarla problemlerden kurtulmaya çalışılır. Herkes kendini arada bir öfkeye kaptırır. Bu bazen önlenemez kavgaya kadar gidebilir; bazen de önlenir. Bazı şeyler için beklenmesi gerektiği öğrenilir; yapıcı bir uzlaşmaya varılır.
Kişilik-çevre arasındaki mücadele çocuk doğar doğmaz başlar. Zamanla bu mücadelelerden problemlere karşı nasıl tepki gösterileceği öğrenilir. Davranış şekil ve kalıpları geliştirilir. Bunlara savunma mekanizmaları denir.
-Davranışların düzeltilmesinde ilk atılan adım bunun gerçekleşebileceğine inanmak olduğundan, her şeyden önce problemin tanınması gerekir. Kaygı, cesaret kırılması, isteksizlik, kötümserlik duygularını belirleyen depresyon, ruhsal çöküntü, heyecanlılık, insanlardan kaçma ve çeşitli garip davranışlar insanda görülünce bir problemin olduğu anlaşılır.
Ruhça sağlıklı kalmak için;
a.Başkaları ile iyi ilişkiler kurma
b.Davranış kural ve ölçülerine uyma
c.Tatmin kaynaklarını arama
d.Güvenlik sağlama yollarına başvurma
e.Hayattaki amaçların gerçekleşmesine çalışmak gerekmektedir.
Bunların gerçekleşmemesi halinde hayal kırıklığına uğramadan duygusal olgunluk göstermek gerekmektedir.
Duygu Bakımından Olgunluğun Derecesi Şunlara Göre Belli Olur
1.Almaktan çok, vermekle tatmin olmakla
2.Karşılıklı yardım ve fedakarlık ilişkilerine dayanan dostluklar kurmakla
3.Ev, okul, çevre, memleket ve dünyanın daha iyi hale gelebilmesine yardım etmekle
4.Başarı ve başarısızlıkları birbirinden ayırt ederek her ikisinden de yararlanmakla.
5.Korku, kaygı ve gerginliklerden sıyrılmakla.
Bütün bunlardan hareketle, öğrencilerin kendilerini tanımaları ve yetiştirilmelerinin sınıflarda ele alınıp, öğrencilerin bu yönde davranış geliştirmelerine katkı sunulmaya çalışılması gerekir (Selçuk Kantarcıoğlu, Orta Dereceli Okul Öğretmenleri İçin Rehberlik)
Semra COŞGUN
Okul Rehber Öğretmeni-Psikolojik Danışman
AaramaMerkezi
AboneMerkezi
Yazarlarımız
| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | ||||
| 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 |
| 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 |
| 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 |
| 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
|
|
| PsikoKariyer grubuna kayıt ol |
| Bu grubu ziyaret et |
..ve Reklamlar