cssmenu
yataradsenseust

Warning: include(cssustmenu2.html) [function.include]: failed to open stream: No such file or directory in /var/www/gaxxi/hsnksy/hsnksy/inc-zirve.php on line 16

Warning: include() [function.include]: Failed opening 'cssustmenu2.html' for inclusion (include_path='.:/usr/share/php:/usr/share/pear') in /var/www/gaxxi/hsnksy/hsnksy/inc-zirve.php on line 16

 
solsutun

 

yanadsense

blogamakule

 

Son Eklenen Fotoğraf
pc net dergisi

İçerik Ortaklarımız

Ana Sayfa > Yazarlarımız > KonukYazarlar > BİREYSEL PSİKOLOJİ’NİN TARİHÇESİ
yatayadsensek
BİREYSEL PSİKOLOJİ’NİN TARİHÇESİ

BİR PSİKOTERAPİSTTE BULUNMASI GEREKEN ÖZELLİKLER

 

             GİRİŞ:

            

             Bir psikoterapistin sahip olması gereken nitelikler konusunda bugüne kadar yazılanların biçimsel tanımlardan öteye gidememiş olmasını, psikoterapi sürecinde yaşanan ilişkinin içerdiği öznellik nedeniyle doğal karşılamak gerekir. Psikoterapi belirli ilkelerden ve tekniklerden oluşan bir tedavi yöntemidir ama, yöntemin uygulanışında terapistin kullandığı en önemli araç, kendi kişiliğidir. Dolayısıyla psikoterapist kimliği, kuram ve yöntem bilgisinden oluşan zemin üzerinde geliştirilmiş bir tarz ve tutumdan oluşur. Terapistin tarzı ve tutumu kendi kişilik özelliklerini önemli ölçüde yansıtır.

             Psikoterapist kimliğinin kendine özgü nitelikleri bazı tuzakları da beraberinde getirir. Bunlardan biri, böyle bir kimliğin her insan gibi terapistte de var olan narsisistik eğilimleri pekiştirmeye elverişli bir konum içermesidir.

             Bir terapist, kendisinin omnipotent (her şeye gücü yeten) olduğu sanısını yaşamaya başlayınca kişisel ve mesleki evrimi de takılıp kalır.Bu alandaki yenilikleri izlese bile bunları sentezine katamaz ve öğrendikleri düşünce düzeyinde kalır.İleriye doğru hareket eden bir süreç olmaktan çıkıp bir duruma dönüşür.

             Psikoterapist adaylarının seçiminde kullanılabilecek ölçütleri tanımlamak aslında hiç de kolay değil. Ciddi kişilik sorunları dışında, bir adayda gözlemlenen abartılı savunma davranışlarını olumsuz bir ölçüt olarak kabul etmek çok katı bir değerlendirme olur. Çünkü 25–35 yaş grubunda bir insanın yetişkin yaşam biçiminin ana çizgileri belirlenene kadar geçici iniş ve çıkışları olabilir.

             Obsesif özellikleri ön planda olan bir aday sürekli kendi süper egosunun kategorilerinde sıkışıp kalacağı,  narsisistik kişiliği belirgin bir diğeri ise kendi içinde kilitli kaldığı ve yalnızca görkemiyle ilişkide olduğu için, eğitimin kendisine kazandırmaya çalıştığı yaşantılara ve bilgilere ulaşamazlar. Kişisel yaşamlarındaki insanlarla olduğu gibi, tedavi ettikleri kişileri de kendi gerçekliği içinde algılayamaz ve onlara kendi beklentilerini yansıtırlar.(2)

           

             Çeşitli kaynaklar, bir psikoterapistin kendinde barındırması gereken özellikleri şöyle tanımlamaktadırlar;

 

    1-Gizlilik (Mahremiyet): Psikoterapi ilişkisi hasta ile terapist arasında kurulan psikolojik ve terapötik bir ilişkidir. Aynı zamanda da son derece gizli tutulması gereken bir ilişkidir. Çünkü seanslar sırasında bilgiden çok duyguların paylaşılması söz konusu olmaktadır. Ve tüm bu nedenlerden dolayı gizlilik çok önemlidir.Terapistin hastasına ait bilgileri onun adını da zikrederek meslektaşları ile dahi paylaşması söz konusu olamaz.Ancak hastanın adını ve onu tanınır kılan tüm diğer özelliklerini gizleyerek bilimsel alanda paylaşımlarda bulunabilir.Bu gizlilik tamamen bireye olan saygıdan ve insan haklarından kaynaklanmaktadır. Ayrıca Psikoterapist psikoterapi seansları sırasında da hastasıyla ilgili tüm ahlak ve gizlilik kurallarına kesinlikle uymak zorundadır.

             Türkiye ve diğer birçok Doğulu toplum birincil grup yönelimli (aile ve yakın akrabalarla ilişkilerin yoğun olduğu ) “açık kültürler olarak adlandırılırlar.Bunun sonucu olarak gizlilik ya da mahremiyet bir gereksinim ya da hak olarak pek ciddiye alınmaz.Başka bir deyişle “gizlilik hakkı” bireye ait olması gereken doğal bir ayrıcalık olarak ele alınmaz.Bizim gibi toplumlarda hastalar mahremiyet beklemezler,hatta,tedavi süreçlerinin aile içine aile üyelerinin ya da arkadaşlarının katılmasından adeta hoşnutluk bile duyarlar.Psikoterapi,tek tek bir ilişkiden çok iletişimli bir sürece dönüşür.Burada da ine,geleneksel psikoterapinin yapıtaşları olan “teke tek”lik ve “mahremiyet” ile ilgili bir sorun ortaya çıkmaktadır.(3)

    2-Dinleyebilme: Dinlemek kolay gibi görünen bir eylem olmakla birlikte aslında son derece sabır ve özen isteyen bir olgudur.Konuşmayı isteklendirme psikoterapistin ilgisi,kabullenmesi ve her şeyden önemlisi hastayı dinlemesi ile olur.Hasta konuşmadığı zamanlarda hastanın neden konuşamadığı araştırılmalıdır. Bu gibi durumlarda hem empatik (eşduyumsal),hem araştırıcı sorular sormak,hastanın kendi duygularını anlatabilmesi için olanak sağlar.Ayrıca hastayı dinlerken göz temasını kesmemek ve hasta ile göz kontağı içinde olmak da hastanın dinlendiğine inanması açısından önemli bir davranıştır.(4)

    3-İlgi:Burada bütün bir insanı tanıma ve anlama ilgisinden söz edilmektedir. Hastaya karşı olan amirce,ebeveynce,sevgilice vb. olan ilgilerin büyük bir yararı yoktur. İlgi,hastanın sağlam ve hasta yanlarıyla bütün kişiliğini anlamaya yönelik bir olduğu oranda yararlı olabilir.Psikoterapistin çeşitli eğilimleri, sempatileri, antipatileri olabilir.Ancak, burada kendi dürtü ve gereksinimlerini iyi tanıyan ve onlar üzerinde bir denetim gücü kazanmış olan,gereksinimlerinin doyumu için hastanın bir araç olamayacağını denetleyen bir psikoterapist sağlıklı bir ilişki kurabilir.

    4-Eşduyum (Empati):Sempatiden farklı olan eşduyum(empati) kendimizi bir an için hastanın yerine koyarak,onun nasıl bir ruhsal durum içinde olduğunu anlamaya çalışmaktır.Empati (eşduyum),”bu durumda ben olsaydım ne duyardım,ne düşünürdüm,ne yapardım?” soruları ile  incelemedir.Ancak bunu yaparken, terapist hastanın sorunlarının içinde kendini yitirmemeli ve nesnelliğini (objektif olabilme) elden bırakmamalıdır.Aksi halde terapist hastasına karşı sempati besliyor a da onunla özdeşim yapıyor olur ki, o zaman hem terapistin huzuru kaçar,hem de hastaya bir yararı olamaz,yani zaman zaman kendimizi hastanın yerine koyabileceğiz ve bir anlama sağladıktan sonra,kendimizi bu durumdan sıyıracak ve hastanın sorunlarının içinde yaşamayacağız.Empati (eşduyum) aslında hiç de kolay olmayan bir muayene biçimidir.

             Böyle bir yeteneğin kazanılması bir anlamda terapistin kendi kişiliğinin olgunlaştığını,özveri ve sevebilme özelliklerini kazandığını gösterir. Eşduyum (empati)  sözcüğü bazen “yapmak” fiili ile birlikte kullanılmaktadır.”Eşduyum yapmak” sanki bir psikoterapi tekniğiyimiş gibi sunulmaktadır.Terapist ilişkiden söz ederken “öyle bir eşduyum (empati) yaptım ki” diye söze başlayarak mekanikleşmiş bir ilişki tanımlamaktadır.Oysa,eşduyum (empati) kişiliğin bir özelliği olup,olgunlaşmanın bir göstergesidir.Başka bir deyişle eşduyum (empati) “yapılmaz”,kendiliğinden oluşur ve yaşanır.( 5 )

    5-Duyarlılık:Bağlamsal bir sistem perspektifine dayanan psikoterapi her şeyden önce bir tavır ve farkındalık sorunudur.Terapistin ekolü ne olursa olsun,danışanın içinde bulunduğu bağlama,o bağlamın etkilerine duyarlı olduğu sürece,ayrıca kendi bağlamının kendisini nasıl koşulladığına duyarlı olduğu sürece,daha etkin girişimlerde bulunabilecektir.Aşağıda sıralanan öneriler terapistin duyarlılığının artmasında yardımcı olabilecek bazı noktaları içerir.

a-Açıklık:Açıklık önce terapistin kendi önyargıları,kendi toplumsal alt kültürünü olduğu kadar kendi psikoterapi alt kültürünü de şekillendiren ideoloji ve varsayımlar konusunda açık olmak demektir.Kişi kendi düşüncelerinin bağlamınca  belirlenme derecesini gördüğü ölçüde hatalı tanımlamalar,patolojiye ya da sağlığa ilişkin atıflar ve yanılgılardan korunabilir.Kendi bağlamı içinde gömülmüşlüğünün farkına varan psikoterapist hastasının öyküsündeki bağlamsal unsurları daha kolaylıkla görür.

             Bu tür bir açıklık “bağlamın genişletilmesi” diyebileceğimiz bir sürece yol açar.Sonuçta hastanın öyküsüne yeni bakışlar,yeni anlatımlar üretilebilir;bu yeni anlatımlar danışanla paylaşıldıkça onun kendi öyküsüne farklı bakılmasına, kendisini daha etkin olarak yaşadığı yeni anlatımlar geliştirmesine yardımcı olabilir.

    b-Birlikte çalışmak:Eğer bağlamsal bilinç hasta için olduğu kadar psikoterapist için de geçerli ise,onun psikoterapi sürecini nasıl bir dille kavramlaştırdığına bakması gerekir.Eğer dil bir “terapi yapmak,sağaltmak,iyileştirmek,düzeltmek” dili ise,psikoterapistin hastasının öyküsünü duyma kapasitesi kısıtlanabilir.Eğer dil bir “birlikte konuşmak,birlikte çalışmak” dili ise o zaman karşılıklı ilişkiye odaklanmak ve karşıdakini duymak daha kolay olabilir.

             Türkçe karşılıklı olarak birlikte yapılan eylemleri anlatan fiiller açısından çok zengin bir dildir (ör.danışmak,tartışmak,anlaşmak,gülüşmek vb.).Bu sözcüklerdeki karşılıklılık içeren morfem en az iki kişilik bir eylemi ifade ederken aktif birinin pasif birine bir işlem yapması durumunu reddeder.Demek ki bu kültürün bir üyesi ile psikoterapi yaparken yapılanın birlikte oluşturulan bir eylem olduğunu unutmamak o kişinin bazı davranış,tavır ve taleplerini daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.

             Buradaki anahtar sözcükler şunlardır:dikkat,ilgi,merak (Falicov 1996). İletişim ve öğrenme içeren bir ortak  çalışmanın en birincil ön koşulu meraktır.Merak önceden bilmemeyi,öğrenmek istemeyi,karşıdakinin bilgi verebileceğine,öğrenmeye yardımcı olabileceğine güvenmeyi ima eder.Yani;varsayma,sor ve öğren!

    c-Katılmak:Yukarıda söylenenler hep psikoterapistin tavrına ilişkin sözler,danışanın tavrına değinmiyorlar.Danışan kişi psikoterapi için gelmekle yardıma gereksinimi olduğunu ve terapiste göre bir alt konumda olduğunu itiraf etmiş durumdadır.Bu hiyerarşik konumlama danışanın (hastanın)kültürü itibarıyla tanışık olduğu ve dolayısıyla iki zıt eğilim içeren bir durumdur.Danışan (hasta) bir yandan “otoriteyle gelen hiyerarşiyi” (Roland,1988 ) kabul etmekte ve kendini psikoterapiste teslim etmektedir.Öte yandan hiyerarşi otomatikman altta kalanda bir uzaklık hissi yaratır,bazı konuları kendine saklama,hatta direnme eğilimini perçinler ve açık iletişime ket vurur.Bu davranışa sadece rezistans demek davranışın kültürel katmanlarını görmezden gelmek demektir.

             Böyle bir durumda hastaya anlamlı bir şekilde katılmanın yolu hiyerarşiyi yadsımak değildir.Yadsımak,reddetmek Batı kökenli demokratik eşitlik varsayımlarına dayanır ve bu kültürel bağlamda gerçekte varolan ilişkiyi yapay bir şekilde göz ardı etmek olur;sonuçta işbirliğine kadar kat edilecek yolu uzatır.Dolayısıyla terapist bu hiyerarşik konumuyla barışık olma durumundadır. Mesele gerçek olmayan bir eşitliği savunmaktansa,farklı olarak birlikte olmayı ve çalışabilmeyi savunmaktır.Özetle ailevi benliğin önemli bir yansıması olan hiyerarşik ilişki kavramını kabul etmek ama bu ilişki içinde de olduğu gibi görünme iznini iletebilmek önemlidir.

             Hiyerarşi kavramını hasta ile terapist arasında bir sınır oluşturduğunu düşünürsek,terapist için mesele sınırın öbür tarafına geçmektir,yani her ikisini de içine alan yeni bir sınır oluşturmak.Terapistin bunu yaparken yararlanabileceği unsur ilişki kültürümüzün önemli bir parçası olan akrabalık söylemidir (Duben,1982).Yabancıya ‘amca,teyze,abla’ şeklinde hitap ederek ilişki,yakınlık ve işbirliği kurmaya yönelik bu söylem,yabancıya bir sanal “ailevi benlik” sınırı içine alır,bu sınır içinde bu hiyerarşik saygıya yer vererek yakınlık inşa eder.Bu  hasta  terapiste “abla” diye hitap edebilir demek değildir.Burada söz konusu olan psikoterapistin kendi hiyerarşik konumunu kabul edip yine de hastaya yakın planda ilgi ve merakla yaklaşmasıdır.Bu tür bir tavır hastanın bilişsel haritasında onu gereken yere konuşlandırmasına yardımcı olur.

    d-Farkındalık ve Kısıtlar içinde Etkinlik:Sorunların bağlamsal bağlantıları,sorunu çerçeveleyen anlayıştan edindikleri karmaşıklıkları tanımak,sorunun çözümüne yönelik ipuçlarını da beraberinde getirecektir.Gerçekte psikoterapide amacımız da kendini anlama,gelişme ve sorun çözmedir.Bağlamsal bilinçten kaynaklanan perspektif genişliği kişinin kendisini ve ortamının sağladığı olanaklar ile dayatmaları daha net görmesine yardımcı olabilecektir.Bu netlik ise kişiyi kısıtlar içinde bile etkin karar alma olanakları sağlayacaktır.( 1 )

    6-İçten ve saydam olabilme:Sağlıklı bir ilişkinin kurulması,terapistinde bir insan olduğu noktasından geçer.Sürekli “her şeye kadir” olduğunu gösteren bir terapistle ilişki kurmak zordur.Bu nedenle terapistin kendi yaşamakta olduklarının ya da yaşadıklarının da zaman zaman hasta ile paylaşması gerekir.Bu paylaşımlar uygun ve zamanında oluştuğunda tedaviye katkısı çok fazladır.Saydamlık terapi ilişkisinde çok dikkatli kullanılması gereken bir fenomendir.Hastasıyla her duygusunu paylaşarak ona “iyilik” ettiğini sanan bir terapist hastasına ciddi zararlar verebilir.Bu nedenle saydamlıkta ancak hasta için yararlı olabileceği düşünülen bir duygunun paylaşımı etkili ve tedavi edici olabilir.Mesela,tedavi ortamını sürekli kontrol ederek terapistin elini kolunu bağlayan bir hastaya karşı terapist “kendimi bu durumda çaresiz ve eli kolu bağlanmış hissediyorum” diyerek duygularını açıklaması hasta için yüzleştirici bir geri bildirim anlamına gelebilir. Böyle bir samimi yüzleşme hastanın kendisini görmesine yardım edebilir.

             Yine terapist terapi içinde kendine ait bazı sorunlar yaşayabilir.Sözgelimi kedini o anda iyi hissetmemektedir,ya da bir sorun nedeniyle aklı başka bir yerdedir vb. Bu gibi durumlarda hastasına sorunu anlatıp ondan izin istemesi uygun olur.Çünkü aksi takdirde istenmeyen bir zaman dilimi yaşanacak ve bunu kolayca fark edecek,ancak nedenini anlamayarak bazı yorumlar yapmak zorunda kalacaktır.(5)

    7-Koşulsuz kabul etme:Carl Rogers tarafından kullanılan bu deyim bir anlamda terapistin olgun kişiliğini tanımlamaktadır.Başka bir anlamda eşduyum (empati) yetisinin enginliğini anlatmaktadır.Koşulsuz kabul sanıldığı gibi edilgen bir tutum değildir. Yani “ne istersen yap” anlamına bir davranış olmayıp “seni anlıyorum,her şeye   rağmen seni seviyorum.Ancak unutma ki benim dışımda başkaları da var ve onlarla birlikte yaşamak istiyorsan değişmen gerekir” anlamına gelir.Hastanın bu kabulü,yani sevgiyi hissetmesi yapıcı bir değişimi başlatabilir.( 6 )

    8-Yan tutmama (tarafsızlık): Terapist kendi karşı aktarımı ile de ilgili olarak kendisine başvuran bir hasta karşısında zaman zaman “taraf” olabilir.Bu taraflılık tedavi edici etkinliği bozabilir.Bu gibi durumlarda terapistin dikkatli olması ve kendi duygularını sorgulaması gerekir.Tarafsızlık da iki uçlu bir anlam yüklü olduğunda genellikle eşduyumdan (empati) yoksun katı ve soğuk bir tavır gibi algılanarak eleştirilir.Freud’un analist için kullandığı “ayna gibi geçirgen olmayan...cerrah gibi katı” sözcükleri bu eleştirilere zemin hazırlamıştır.Aslında bu sözcüklerin altında hastaya zarar vermeme ilkesi yer almaktadır.Tarafsızlık hem eşduyum (empati) ,anlama ve hissedebilme ve hem de mesafeli olmayı bilebilme olarak tanımlanabilir.Yani “mesafeli bir yakınlık” işte psikoterapiyi “zanaat” yapan bu ince sınırın farkında olabilmektir.(5)

    9-Terapistin kendi sorumluluğunun sınırlarını bilmesi:Her şeyden önce, terapistin kendi bilgisinin sınırlı olduğunu ve bu nedenle hastaya yapabileceği yardımın da sınırlı olabileceğini bilmesi gerekir.Terapistin rolü ve sorumluluğu, hiçbir zaman başka bir insanın bütün yaşam sorumluluklarını üzerine yüklenmek değildir.Terapistin sorumluluğu ancak,hastanın sorunlarını anlamasına yardım etmek ve bunların çözüm yollarını hasta ile birlikte araştırmaktır.Karar verme, yapıp yapmama sorumluluğu hastaya aittir.Önemli olan,hastaya kendi yaşam sorunlarını iyice gösterebilmek ve bunlara çözüm yollarının bulunmasında,karar verebilmesinde ona yardım etmektir.Böyle bir sorumluluğu üzerimize almamız gerçeğe uymayacağı gibi,hastayı edilgin ve bağımlı duruma itmekten başka bir yarar da sağlamayacaktır.

             Tüm bu bilimsel gerçeklere rağmen,doğulu toplumlarda ve geleneksel kültürlerde güçlü bir birincil grup özdeşimi ve zengin bir toplumsal iletişimler örgüsünden gelen  bir bireyin,güçlü kişisel sorumluluk duygusu geliştirebilmesi zordur.Kurallar ve sorumluluklar kadar karar verme olayı da toplumsal olarak paylaşılır.

             Geleneksel batı psikoterapi modelinde ise,hasta ile terapistin her birinin kendi kararından sorumlu iki ayrı birey olarak bir arada bulunmaları yine temel ölçütlerden biridir.Terapist tarafından yönlendiriliyor olsa da son karar hastanındır.Türkiye’de ise, hasta,terapistten daha etkin,destekleyici ve koruyucu bir rol bekler.(3)

 

 

 

 

 

 

               KAYNAKLAR

 

1- Fişek,Okman,Güler.’Psikoterapide Bağlamsal Duyarlılık ve Batı Kökenli Psikoterapilerin Uygulanması’.IX.Ulusal Psikoloji Kongresi Bilimsel Çalışmalar.18-20 Eylül 1996 İstanbul.s:431

2-Geçtan,Engin.Psikanaliz ve Sonrası.Maya Yayınları Bilim Dizisi 2. 1985.

3-Güleç,Cengiz. Psikoterpiler,s:205.Hekimler Yayın Birliği-1993

4-Kayatekin,Sağman.Kişilik Bozukluklarının Psikoterapisi.Ulusal Psikiyatri Kongresi. Eylül-2004.

5-Öztürk,Orhan.Psikanaliz ve Psikoterapi.s:172. Nisan-1985

6-Rank-Otto

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

okunuyoruz

uyariyazici

Yazı ya da yorum gönderirken nelere dikkat etmeli?

Yorumlarınızın, gönderdiğiniz yazıyla alakalı olması gerekir.

Bir markayı, kurumu ya da şahsı karalayan, hakaret içeren, suç teşkil edebilecek yazılar ve reklam amaçlı metinler sayfalarımızda yayınlanmaz.

Yazılarınızı gönderirken, lütfen Türkçe karakterleri kullanınız.

Yorumlarınıza cevap geldikten sonra silemezsiniz. Gönderirken lütfen dikkat edin.

Lütfen çıktı almadan önce çevresel sorumluluğumuzu düşünerek kendimize soralım : Gerçekten bir kopyaya ihtiyacım var mı? / Please consider your environmental responsibility before printing this e-mail

ortaadsense

sagsutun

AaramaMerkezi

gogglearamagoruntu

Google

AboneMerkezi
aboneol

Mail Abonesi olmak istiyorum


Yazarlarımız

 

 
Anketlerimiz
yeni öss sistemi hakkında bilginiz varmı
öss de ne ki
yok
var

 
Özel Bölümlerimiz

 
Aylık Arşiv
Haziran 2008
Ağustos 2008
Eylül 2008
Ekim 2008
Yıllık Arşiv

Ekim 2008
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031

 
SosyalAğlarımız
ninng
Visit Psikoloji ve Egitim Kariyerim

PsikoKariyergrubu
Google Gruplar
PsikoKariyer grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

..ve Reklamlar

googledikeyafis
analytics
alexasayac

amung page counter page counter

teknorati


blograzzi

Psiko-Dan.com; Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Blogu
yatayadsenseb
bloglama
UYARI: Site içerisinde geçen her tür bilgi ve yaklaşım sadece okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla kullanılmıştır.Site içerisinde geçen ilaç kullanımı ve hastalıklara yönelik tedavi yaklaşımları tamamıyla teori amaçlıdır ve profesyonel bir kurum ya da uzman bir doktor gözetiminde olmadan uygulanması sakıncalıdır.Bu konuda doğabilecek sorunlarda sitemiz hiçbir sorumluluk kabul etmeyecektir. Bilgilerinize sunarız.
Psiko-Dan.com "Psikolojık Danışma ve Rehberlik Blogu"