cssmenu
yataradsenseust

 
solsutun

 

yanadsense

blogamakule

 

Son Eklenen Fotoğraf
pc net dergisi

İçerik Ortaklarımız

yatayadsensek
ZOR ANLAR

HAYATA DÖNÜŞ

 

Odamın penceresinin önünde, ayakta durmuş, okul bahçesine dolan taze hayatları izliyordum. Sabahın erken saatlerinde bahçeye dolan, irili ufaklı, uykulu gözleri seyretmekten zevk duyuyordum.

            Kulağım kapıdaydı. Bilirdim ki, her sabah olduğu gibi bu sabahta kapıma vuran küçücük eller olacak; “günaydın öğretmenimi” sahibine teslim ederken, “iyi dersleri” alıp sınıfa doğru yola koyulacaktı.

            Vurulan kapının arkasından Reşide’nin sesi duyuldu:

-         Günaydın öğretmenim.

-         Günaydın Reşide, nasılsın?

-         İyim öğretmenim. Bana müsaade teneffüste gelirim.

-         İyi dersler. Ferda nerelerde? Birkaç gündür bana uğramadı.

-         Şey, öğretmenim söyliycem ama kimse bilmesin. Ferda intihar etti.

-         Ne, intihar mı etti? Ne zaman?

-         Evvelki gece, şimdi evde yatıyor. Kimseyle konuşmuyor.

-         Tamam kızım, sana iyi dersler. Öğle arası gel, konuşalım.

-         Gelirim öğretmenim.

Ferda, anneannesiyle yaşıyordu. Oldukça neşeli gözüken bir kızdı. Okulun bütün sosyal etkinliklerine katılırdı. Derslerde de başarılıydı. Reşide’nin söze girişinden intihar ettiğini sanmış, şok olmuştum. İntihar değil de, intihar girişimi olduğunu öğrenince biraz olsun rahatlamıştım.

Biliyordum, Ferda’nın gülen yüzünün ardında, kederli birinin bulunduğunu. Yarım kalan kahkahalardan, dalıp giden gözlerden. Hayatın anlamsız olduğuna dair iç geçirişlerden. Söyledikleri depresyon yaşayanların durumunu çağrıştırıyordu. Evet, evet depresyonda olabilirdi. Onun bunu anlamasını sağlamalı ve tedavi olmaya ikna etmeliydim. Bu durumun geçici olduğunu bilmesi ve tedavi olursa daha çabuk iyileşileceğini öğrenmesi gerekiyordu.

Hayatın bazen anlamsız gelebileceğinden, bu gibi durumların geçici olduğundan bahsederdim. Onu sosyal faaliyetlere teşvik eder, keder veren düşüncelerden uzaklaşmasını sağlamaya çalışırdım. Okuduğum kitaptan (ilk defa okuduğumu ve ilginç bulduğum için paylaştığımı sandığı) depresyon hakkında pasajlar aktarmaya çalışırdım. Bu durumda olanların doktora gittiklerinde daha çabuk iyileştiklerini ve eski neşeli günlerine döndüklerini belirtirdim. Bu süreç uzun ve yorucu bir süreçti. Toplumda, psikolojik rahatsızlık yaşayanlara karşı oluşan, önyargı duvarını aşmaya çalışıyordum.

Çalışmalarım olumlu sonuç vermişti.  Ferda, depresyonda olduğunu anlamış ve tedavi olmak için doktora gitmeyi kabul etmişti. Tedaviye başlayalı iki ay olmuştu. Eskiye oranla iyi olduğunu belirtiyordu. Peki intihar niye?

Öğle olmasını beklemeden, bir öğretmen arkadaşımla beraber taksi tutarak köye  gittik. Böyle bir durumda ne yapılması gerektiğini tam olarak bilmiyordum. “Orda olmalısın, gitmelisin. Ferda’nın sana ihtiyacı var” diye sürekli tekrar eden içimdeki sese uymuştum ve köydeydim.

Ferda’nın evinin üzerine ölüm sessizliği çökmüştü ve her taraftan matem kokusu geliyordu. Her göz kuşkulu, her göz suçluydu. Ferda’nın bu girişiminden bazen kendilerini, bazen de ailenin bir diğer üyesini mesul tutuyorlardı. Ferda ise hiç kimseyle konuşmuyor, yemiyor, içmiyordu.

Niçin konuşmadığını tahmin edebiliyordum. Ferda, zeki bir kızdı. Kendisine “niye yaptın?” sorusunun sorulacağını bilirdi. Ve bu sorunun cevabını söyleyemeyecekti. Susmak, özgürlüktü, tek çıkar yoldu, onun için. Bunca pişmanlığın arasında, bir de sorguya çekilmek, çekilmezdi.

Aile büyüklerinden, Ferda ile görüşmek için izin alırken, öncelikle onun kendisiyle başbaşa kalmamasını sağlamam gerektiğini biliyordum. Eğer bu gerçekleşmezse, sürekli intihar anını zihninde canlandıracak, için için kendini yiyecekti.

Odasına girdiğimde Ferda uyuyordu. Yüzüne yansıyan tedirginlikten uyumadığı anlaşılıyordu. Uyumuyordu ve uyuyor gibi davranıyordu. Kapıyı içerden kapattıktan sonra, “geçmiş olsun, Ferda” dedim. Sesimi duyar duymaz gözlerini açtı. Gözlerinde şaşkınlık vardı. Gözbebeklerinden  (kedere rağmen)  sevinç pırıltıları yansıyordu. Benim ziyaretine gelebileceğimi düşünmemişti. Şaşkınlığından faydalanarak, iletişim sağlayabilirdim. Her zamanki ses tonuyla “Nasılsın, Ferda?” dedim. Ferda, alışkanlığın prangaları arasında “İyim, öğretmenim” dedi. Sesi biraz tuhaf çıkmıştı. Ferda kendi sesinden tedirgin olmuştu. Sıkıntılı geçen üç günün arkasından, ilk defa kendi sesini duyuyordu.

Ve Ferda konuşuyordu, konuşacaktı. Önemli olan başlangıç yapmaktı. Başlangıç yapıldı mı arkası gelirdi. Ve Ferda başlangıç yapmıştı. “Niye yaptın?” kabusuna yaklaşmadan, konuşmamı sürdürdüm. Onu özlediğimizi  belirtirken, hakkındaki olumlu düşüncelerimi paylaştım. İnsanların kızgınlık anlarında sonradan pişman olacakları işler yapabildiklerini, bunun her zaman rastlanılan bir durum olduğunu belirttim. Ve bu durumda olan insanların hangi duyguları taşıyabileceklerini, kendilerini nasıl hissedeceklerini anlattım. Hıçkırarak ağlamaya başladı. Hıçkırıklar dışardan da duyulmuş olacak ki dayısı kapıyı açtı. İşlerin yolunda olduğunu, bir problem olmadığını belirtmek amacıyla baş işareti yaptım. Kapı çekildikten bir müddet sonra Ferda sakinleşti. Ağlama sesi yerini iç geçirişlere bırakmıştı.

İç geçirişlerin arasında konuşmaya başladı. Bir anlık kızgınlık sonucu, böyle bir işe kalkıştığını, yaptığı işten çok pişman olduğunu söyledi. Aslında bunu yapmak istememişti. Giydiği kıyafetlerden dolayı eleştirilince, gururuna yedirememiş aileyi cezalandırmak istemişti. Yapacağı işin sonuçlarını düşünememişti.

Ona kimseyle konuşmamasının sebebini sordum. Onlara ne söyleyeceğini bilmediğini ve utandığını, kendini suçlu hissettiğini söyledi. Durumunu anlayabildiğimi, ancak kimsenin ona hesap soracağına ihtimal vermediğimi ifade ettim.  İnsanlarla konuşmalıydı. En azından dışarı çıkıp hava almalıydı. Zamanla her şey düzelirdi. Odadan dışarı çıkarken, yüzündeki korku ve belirsizliğin yerini, hafif bir tedirginlikle, yaşama sevinci paylaşıyorlardı.

Çok mutluydum. Önemli bir iş başarmıştım. Üç gündür hiç kimseyle konuşmayan Ferda, benimle konuşmuştu. Adeta yeniden hayata dönmesini sağlamıştım. Ancak işim bitmemişti. Aile üyeleriyle de görüşmem, nasıl davranmaları gerektiği konusunda, bilgilerimi paylaşmam gerekiyordu. Öğretmen arkadaşımı Ferda’nın odasına gönderirken, bütün ailenin oturma odasına toplanmalarının mümkün olup olmadığını sordum.

Aile salonda toplanınca, konuşmama başladım. İlk defa böyle bir şey yapıyordum. Ancak ne yapacağını biliyor olmanın çatısı altında, rahattım. Söze başlarken, bu durumun ilk defa yaşanıyor olmadığını, dünyadaki intihar vakalarının yüzde sekseninin bu yaşlarda (14-15) görüldüğünü belirttim. Bu olayın suçlusu yoktu ve herkes suçluydu. Suçlu aramak yerine çözümler üzerinde durulmalıydı. Daha sonra Ferda’ya nasıl davranmaları gerektiğini, bu olayın tekrar yaşanmaması için nelere dikkat etmeleri gerektiğini anlattım. Çocuğu suçlamayacaklar, abartılmış ilgi göstermeyeceklerdi. Toplantının sonunda iş bölümü yaptık. Dayısı Ferda’yı dışarı çıkartacak, anneannesi meyve götürecekti. Ferda’nın yakın arkadaşı olan teyze kızı, eve davet edilecekti.

Önemli gördüğüm bazı hatırlatmalarda da bulunduktan sonra, müsaade istedim. Yapacak başka bir iş yoktu. Karanlığın çaresizliğine esir olmamak, sofra başında bekleyenleri daha fazla bekletmemek için yola koyulmalıydık. Evden ayrılırken, Ferda’ya tekrar geçmiş olsun dileklerinde bulundum ve en kısa zamanda okulda görmek istediğimi belirttim.

İki gün sonra Ferda okula geldi. Üzerinde eski neşesi vardı. Her şey kaldığı yerden devam ediyordu. Az sonra iki küçük el kapımı çalacak ve ben günaydınımı alacağım. Sınıfa doğru hareket eden büyük adamların, küçük adımlarının yaptığı besteyi dinlerken; yüzüm aydınlanacak, içimdeki sıcaklık, yüzümde tebessüm olacak, hayatımı  anlamlandıracaktı.   

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

okunuyoruz

uyariyazici

Yazı ya da yorum gönderirken nelere dikkat etmeli?

Yorumlarınızın, gönderdiğiniz yazıyla alakalı olması gerekir.

Bir markayı, kurumu ya da şahsı karalayan, hakaret içeren, suç teşkil edebilecek yazılar ve reklam amaçlı metinler sayfalarımızda yayınlanmaz.

Yazılarınızı gönderirken, lütfen Türkçe karakterleri kullanınız.

Yorumlarınıza cevap geldikten sonra silemezsiniz. Gönderirken lütfen dikkat edin.

Lütfen çıktı almadan önce çevresel sorumluluğumuzu düşünerek kendimize soralım : Gerçekten bir kopyaya ihtiyacım var mı? / Please consider your environmental responsibility before printing this e-mail

ortaadsense

sagsutun

AaramaMerkezi

gogglearamagoruntu

Google

AboneMerkezi
aboneol

Mail Abonesi olmak istiyorum


Yazarlarımız

 

 
Anketlerimiz
yeni öss sistemi hakkında bilginiz varmı
öss de ne ki
yok
var

 
Özel Bölümlerimiz

 
Yıllık Arşiv

Mayıs 2008
PzrPztSaÇaPeCuCts
123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

 
SosyalAğlarımız
ninng
Visit Psikoloji ve Egitim Kariyerim

PsikoKariyergrubu
Google Gruplar
PsikoKariyer grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

..ve Reklamlar

googledikeyafis
analytics
alexasayac

amung page counter page counter

teknorati


blograzzi

Psiko-Dan.com; Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Blogu
yatayadsenseb
bloglama
UYARI: Site içerisinde geçen her tür bilgi ve yaklaşım sadece okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla kullanılmıştır.Site içerisinde geçen ilaç kullanımı ve hastalıklara yönelik tedavi yaklaşımları tamamıyla teori amaçlıdır ve profesyonel bir kurum ya da uzman bir doktor gözetiminde olmadan uygulanması sakıncalıdır.Bu konuda doğabilecek sorunlarda sitemiz hiçbir sorumluluk kabul etmeyecektir. Bilgilerinize sunarız.
Psiko-Dan.com "Psikolojık Danışma ve Rehberlik Blogu"