cssmenu
yataradsenseust

 
solsutun

 

yanadsense

blogamakule

 

Son Eklenen Fotoğraf
pc net dergisi

İçerik Ortaklarımız

Ana Sayfa > Bir Rehber Öğretmenin Anıları > KAVUŞMAK HAYAL DEĞİL
yatayadsensek
KAVUŞMAK HAYAL DEĞİL

Elimde mercek, sınav kağıtlarını inceliyordum. Bu benim özel ilgi alanımdı. Yazılardan, öğrencilerin sınav esnasında ki heyecan durumlarını anlamaya çalışıyordum.

Çalışmamı bitirdiğimde teneffüs zili de çalmıştı. Masanın üzerini toplarken kapı vuruldu. Açılan kapının ardından, Meliha içeriye girdi. Belirli, belirsiz bir sesle:

-“Günaydın öğretmenim” dedi.

-“Günaydın, hoş geldin” dedim.

“Nasılsın?” diye soracaktım ama yüzündeki ifadeden pek de iyi olmadığı anlaşılıyordu. Onu ilk defa yalnız görüyordum. Senan’la ayrılmaz bir ikiliydiler.

Koltuğa oturmasını işaret ettim. Her zaman yaptığım gibi; “Tekrar hoş geldin, nasılsın?” diye sordum. Meliha’nın gözlerinde nem vardı. Bu güler yüzlü insanı, ilk defa kederli görüyordum. Süzülen gözyaşlarının arkasından, hıçkırıklar yükselmeye başladı. Meliha ağlıyordu.

Karabulutların arkasında bunalımlar geçirerek, çığlıklarla yeryüzüne doğru koşan, şiddetli yağmurları hatırlatıyordu, yanaklarından süzülen gözyaşları. Halım ıslanıyordu, hiç kurumazdı zaten. Gözyaşlarının oluşturduğu, ıslaklığa bakarken, “çocuklar ağlamasın” diye haykırmıştım. Ve bu yürek sızısını, kocaman bir tablo yaparak, odama asmıştım. Çocukların gözyaşı yine dinmemişti. Duvardaki çocuğun gözlerinin içine, gözyaşlarına bakarak ağlıyorlardı. Ve artık “öğretmenim, o çocuk niye ağlıyor? “diye sormayacaklardı.

Kendimi kötü, çaresiz hissettim. Eskiden beri, çocuk ağlamasına yüreğim dayanamaz. Çocukla beraber ağlayasım gelir. Ama ağlamamalıyım. Karşımdaki kişi, bana yardım almak için gelmiş. Ona yardım etmeliyim. Böyle durumlarda yapılacak şeylerden biri, sırtını sıvazlayarak, ona destek olduğunu belirtmektir. Bunu yapamadım. Susmasını beklemeye karar verdim.

Ağlamasını kesme girişiminde bulunmamalıydım. Ağlayarak, içini boşaltır, rahatlardı. Kayıtsız kalmış olmamak, iletişim kurmak için; selpak ve kolonya uzattım. Biraz sakinleşince:

-“Özür dilerim, öğretmenim. Kusura bakmayın” dedi.

“Özür dileyecek bir durum olmadığını, onu dinlemeye hazır olduğumu” belirttim. Senan’la kavga etmiş olabilecekleri fikri aklıma geliyordu. Ama zayıf bir ihtimaldi. Kavga etmiş olsalar, ağlayan Meliha değil, Senan olurdu. Çünkü Senan’ın “ağlamaya dünden razı” bir yapısı vardı. İçimdeki ses, “önyargı” diye bir hatırlatmada bulundu. Önyargılara kapılmamalıydım. Bu beni başarısız kılardı.

-“Babam, babamı özledim” diye mırıldandı, Meliha.

Bildiğim kadarıyla Meliha’nın babası yoktu. Annesi, üvey babayla birlikte yaşıyordu. Meliha ise anneannesiyle oturuyordu. Üvey babası, onu pek sevmemişti. Üvey babasını özlemiş olamazdı. O zaman rahmetli babasını, özlemiş olmalıydı.  Babası, rahmetli mi olmuştu? Bundan da emin değildim. Çünkü, bu konuda Meliha’dan herhangi bir şey duymamıştım. Uygun sözcüğü, soruyu bulmalıydım. Yoksa, iletişim kurulmadan biterdi. “Bıçak sırtı” deyimini hatırladım.

-“Babanı hatırlıyor musun?” dedim.

Meliha konuşmaya başladı. Babasını en son gördüğü günü anlattı. Onu en son mahkemede görmüştü. Ve o gün, anne-babası birbirlerinden ayrılmışlardı. Kendisi küçük olduğu için anneye verilmişti. Daha sonra, bir iki kez de telefon görüşmesi yapmıştı, babasıyla. Yaklaşık beş yıldır, hiç görüşmemişlerdi. Babasının nerede olduğunu, ne yaptığını bilmiyordu? Annesi gibi onun da evlendiği söylentisi vardı. Ama pek emin değildi. Kendisini hiç aramadığı için, ona kızgındı. Kızgın olması, onu özlemesine engel olamıyordu. Babasını özlüyordu. Hem de çok özlüyordu.

Doğru soruyu sormuştum. Meliha’nın konuşmasını sağlamış, gözyaşlarının müsebbibini öğrenmiştim. Şimdi ne yapabilirdim? “Babasından ayrı olan tek çocuk, kendisinin olmadığı” noktasından başlayarak, konuşmamı sürdürdüm. Meliha rahatlamıştı. Ancak sorun çözülmemişti. Her çocuk gibi, her insan gibi O da, babasını özlüyordu ve babası kayıplardaydı.

Meliha, rahatlamış, sakinleşmiş bir şekilde sınıfa giderken; getirdiği keder yükünü, benim odama, yüreğime bırakmıştı. Bu kederler yüreğimde birikecek, aynaya baktığımda, alnımda kırışık olarak gözükeceklerdi. Yıllar sonra eşim, “Bey erken yaşlandın. Yüzün kırış kırış” dediğinde ona gerçeği anlatamayacaktım. Ve anlatamamanın derdi de, bir kırışık olarak alnıma yansıyacaktı. Çocuğumun annesi, kadın programlarını seyrederken, ben odamı değiştirecektim. Duygusuz olma ithamlarını göğüslemeliydim. Çünkü artık alnımda kırışıklıklara yer kalmamıştı. Gerçek dünya da tanık olduklarım bana yetiyordu. Daha fazlasını kaldıramazdım.

Pencereden dışarıyı seyretmeye koyuldum. Söğüt ağacının toprağa doğru uzanan dallarına bakarken, İmam-ı. Rabbani Hazretleri’nin “Toprak ol ki, sende güller açsın.” sözünü hatırladım. Oradan ta İstanbul’a, öğrencilik yıllarıma uzandım.

Zihnimde bir ışık belirdi. Meliha’nın babası, en son İstanbul’dan aramıştı. İstanbul’da olabilirdi. O şehirde bir çok arkadaşım vardı. Belki yardımcı olabilirlerdi. Yakın arkadaşlarımdan İbrahim defterdarlıkta çalışıyordu. Yakup gazeteciydi. Ahmet ise öğrenciliğini devam ettiriyordu. Onları aradım. Durumu izah ederek, Meliha’nın babası Reva Bey’in ismini verdim. Reva Bey, geçmişte eğlence sektöründe çalışmıştı. Ayni işi devam ettiriyor olabilirdi.

Birkaç gün sonra İbrahim arayarak, bir telefon numarası verdi. O isimde dört kişi varmış. Hepsini tek tek aramış ve aranan kişi olması kuvvetle muhtemel olan şahısa ulaşmış.

Verdiği numarayı aradım. Telefonu bir bayan açtı. Niçin aradığımı izah etmeye başlamıştım ki, “Biz Kastamonuluyuz. Aradığınız kişi biz değiliz” diyerek telefonu kapattı. Sesinde bir telaş, korku vardı. Doğru iz peşinde olduğumuzu düşündüm.

Akşama doğru İbrahim tekrar aradı. Vergi kayıtlarında, aranan kişinin adresini bulmuştu. Adres, bir çay bahçesine aitti. Adresi, Yakup’la, Ahmet’e verdiğini söyledi.

Ertesi gün, öğledeen sonra Yakup aradı. Reva Bey’i bulmuştu. Reva Bey, bu duruma çok sevinmişti. O da kızına kavuşmak istiyordu.

Meliha ile telefonla görüşebileceklerini, bunun için saat dokuzda benim telefonumdan aramasını söyledim. Nöbetçi öğrenciyi göndererek, Meliha’yı odama çağırttım. Meliha gelince, kısaca durumu özetledim. Meliha, kulaklarına inanamıyordu. Şaka yapıp yapmadığımı sorup duruyordu. Şaka yapmadığımı anladığında, heyecandan tır tır titriyordu. Saat tam dokuzda, Reva Bey aradı. Telefonu Meliha’ya verdim. Meliha, ancak “Baba” diyebilmişti. Ağlamaktan konuşamıyordu. Ağlayarak odama geldiği günü hatırladım. Nasılda üzülmüştüm. İşte yine ağlıyordu ve bu kez ben seviniyordum.

Reva Bey, Meliha’nın telefon numarasını aldı. Akşama arayacağını ve en kısa zamanda da ziyaretine geleceğini söyledi. Onu asla unutmamıştı, ancak Meliha’nın sürekli adres değiştirmesi onu çaresiz bırakmıştı.

Meliha, bir yürek çırpıntısında babasına olan kızgınlığını unutmuştu. Onun mazeretlerini sorgulamıyordu bile. Babasını bulmuştu ya, artık yalnız değildi ya, gayrısının ne önemi vardı? Yaslanacak bir omuz, duru, sıcacık bir “kızım” sözcüğü dünyalara bedeldi. Artık onunda bir babası vardı. Yapayalnız, kimsesiz olmanın gırdabından kurtulmuştu. Uykuları bölünmeyecek, “baba, baba” diye sayıklamayacaktı. Okul toplantılarına babası gelemese bile, “benim kimsem yok” diye gözyaşlarını içine akıtmayacaktı. Bugün dünya bir başka güzeldi. Güneşi daha sıcak, yeşili daha canlıydı. Her zaman canını sıkan Kehribar’ı bile  kucaklayabilirdi.

Meliha sevinçten uçuyordu. Üzerime, teşekkürler yağdırıyordu. Bir insanın mutlu olduğunu görmekten, daha büyük bir teşekkür olamazdı. Ben teşekkürümü almıştım.

Bir yıl sonra Meliha ziyaretime geldiğinde, babasıyla beraber oturduğunu öğrendim. Liseye devam ediyordu ve hayatından memnundu.

Meliha’yı uğurlarken, içimdeki ses; “Kavuşmak hayal değil, kavuşturan olursa” diye tempo tutuyordu.

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

okunuyoruz

uyariyazici

Yazı ya da yorum gönderirken nelere dikkat etmeli?

Yorumlarınızın, gönderdiğiniz yazıyla alakalı olması gerekir.

Bir markayı, kurumu ya da şahsı karalayan, hakaret içeren, suç teşkil edebilecek yazılar ve reklam amaçlı metinler sayfalarımızda yayınlanmaz.

Yazılarınızı gönderirken, lütfen Türkçe karakterleri kullanınız.

Yorumlarınıza cevap geldikten sonra silemezsiniz. Gönderirken lütfen dikkat edin.

Lütfen çıktı almadan önce çevresel sorumluluğumuzu düşünerek kendimize soralım : Gerçekten bir kopyaya ihtiyacım var mı? / Please consider your environmental responsibility before printing this e-mail

ortaadsense

sagsutun

AaramaMerkezi

gogglearamagoruntu

Google

AboneMerkezi
aboneol

Mail Abonesi olmak istiyorum


Yazarlarımız

 

 
Anketlerimiz
yeni öss sistemi hakkında bilginiz varmı
öss de ne ki
yok
var

 
Özel Bölümlerimiz

 
Yıllık Arşiv

Mayıs 2008
PzrPztSaÇaPeCuCts
123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

 
SosyalAğlarımız
ninng
Visit Psikoloji ve Egitim Kariyerim

PsikoKariyergrubu
Google Gruplar
PsikoKariyer grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

..ve Reklamlar

googledikeyafis
analytics
alexasayac

amung page counter page counter

teknorati


blograzzi

Psiko-Dan.com; Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Blogu
yatayadsenseb
bloglama
UYARI: Site içerisinde geçen her tür bilgi ve yaklaşım sadece okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla kullanılmıştır.Site içerisinde geçen ilaç kullanımı ve hastalıklara yönelik tedavi yaklaşımları tamamıyla teori amaçlıdır ve profesyonel bir kurum ya da uzman bir doktor gözetiminde olmadan uygulanması sakıncalıdır.Bu konuda doğabilecek sorunlarda sitemiz hiçbir sorumluluk kabul etmeyecektir. Bilgilerinize sunarız.
Psiko-Dan.com "Psikolojık Danışma ve Rehberlik Blogu"