Narsisistik kişiler
Narsisistik kişiler, en temelde içselleştirilmiş nesne
ilişkilerindeki spesifik çatışmalarla bağlantılı olarak benlik
değerlerinde, kendine güven ve saygı duymada ciddi sorun yaşayan
kişilerdir (Kernberg, 1975). Narsisistik kişinin tüm çabası bu
dünyada değerli, anlamlı ve meşru bir varlık olduğunu diğer
insanlara tasdik ettirmektir.
Görünüş itibariyle, narsisistik kişi, genellikle, kibirli, üstten
bakan, kendini beğenmiş, soğuk, mesafeli ancak çoğu kez çekici bir
izlenim verir (Kernberg, 1975). Diğer insanlara kıyasla özel ve
üstün biri olduğunu düşünür. Yüzeyde bu kişiler ciddi bir davranış
bozukluğu göstermeyebilirler, hatta bazıları sosyal ve mesleki
olarak oldukça başarılıdırlar.
Kendilerinden memnuniyet duymak, kendilerini sevilebilir hissetmek
için mükemmel, kusursuz görünmeye ihtiyaç duyarlar. İnsanların
takdirini, onayını, sevgisini, beğenisini; karakteristik olarak ise
hayranlığını kazanmanın peşindedirler. Başkalarından aldıkları
takdir ya da kendi büyüklenmeci fantezileri dışında hayattan pek
zevk almazlar.
İnsanların hayranlığını kazandıklarını, onların gözünde mükemmel
göründüklerini veya idealize ettikleri kişinin onayını hissettikleri
durumda ancak kendilerini iyi, sevilebilir, güven dolu ve mutlu
hissederler. Bu olmadığı takdirde hissettikleri huzursuzluk, sıkıntı
ve çökkünlüktür.
Kendilerine dair büyüklenmeci, şişkin bir benlik temsiline sahip
olmakla ötekinin hayranlığına muhtaç olmak çelişki gibi görünebilir
(Kernberg, 1975). Ötekinin hayranlığını elde etmek suretiyle
büyüklenmeci benlik temsilini ve iyilik halini sürdürebilir ve ancak
bu sayede bilinçdışında tuttukları olumsuz duygulanım ve imgelerle
yüklü özbenliklerini bastırmaya devam edebilirler.
Özellikle idealize ettikleri insanların kendileri hakkındaki duygu
ve düşüncelerine aşırı bir hassasiyet gösterirler. İmaj, dışarıya
karşı nasıl göründüğü narsisistik kişi için hayati bir önem taşır.
Gerçekte ne olduklarından ziyade nasıl göründüklerini daha çok
önemserler. Kendilerini, dışarıdan bir gözle izlerler. Bu nedenle,
narsisistik kişinin zihni tipik olarak sürekli biçimde kendisiyle,
insanların gözündeki izlenimiyle meşguldür. Ötekinin gözüne girmek,
benliği ifade etmenin önüne geçmiştir.
Bu kişiler kendilerine hayranlık kazandıracak sahte, gerçek
özdeşleşmelerden uzak, yüzeysel özdeşleşmeleri yansıtan imajlara,
davranışlara bürünürler. İdealize ettikleri kişiye/kişilere özenir,
onu/onları görünüş, davranış olarak taklit ederler. Sürekli biçimde
reel benliklerini özdeşleşmek istedikleri ideal benlikleriyle
kıyaslar ve uygunluğunu sınarlar. Başkalarına olduğu kadar
kendilerine karşı da acımasız biçimde eleştireldirler ve kendilerini
sürekli biçimde olmaları gerekenden eksik hissederler.
Narsisistik kişi sürekli olarak mükemmel imajını diri tutacak,
besleyecek aynalamalara ihtiyaç duyar. Bu tepkileri elde etmek için
uğraşır durur. Dolayısıyla, kendini iyi hissetmenin yolu olarak
narsisistik kişi tipik olarak büyüklük ve üstünlük hissini
pekiştirmek için sürekli bir şeyler yapmak zorunda hisseden,
performans zorlantısı içindeki kişidir.
Narsisistik kişi, benliğinin uzantısı olarak yaşantıladığı
çevresindeki canlı ve cansız tüm nesnelerin de kendi mükemmelliğini
yansıtmasını, onların da mükemmel görünmelerini bekler; ev, araba,
giysi, gidilen mekanlar, partner, ilişki içinde oldukları insanların
mükemmelliği, bir bakıma, onun mükemmelliğinin kanıtıdır (Masterson,
1990).
D ünyayı şöhretli, zengin, büyük ve önemli insanlar ile
aşağılanabilir, değersiz,"düşük kalite" insanlar biçiminde ikiye
böler. Büyük, önemli, zengin ve güçlü gruba değil de "düşük
kaliteli" gruba ait olmaktan korkar (Kernberg, 1975). Sıradan olmak
narsisistik kişi için aşağılayıcı ve korkutucudur.
Mükemmel görünmediğini hissettiğinde ya hep ya hiç kuralını işletir;
kendini değersiz, önemsiz, yetersiz, zavallı, kusurlu, hiçbir işe
yaramayan ve bir hiç hisseder. Büyüklenmeci benliğin çöktüğü
depresif dönemlerinde hipokondriya, ölüm anksiyetesi, paranoid
kaygılar yoğunlaşır. Bu duygulanımlar, narsisistik bireyin kendini
neye karşı savunduğunu açığa çıkarır. Tüm gayreti, ona derin bir
ıstırap veren değersizlikle yüklü özbenliğin inkârına yöneliktir.
Mükemmel olmaktaki başarısızlık şiddetli utanç duygularını açığa
çıkarır. Nevrotik bireydeki suçluluk duygusuna karşılık narsisistik
kişinin merkezi duygusu yetersizlik hissine bağlı olarak ortaya
çıkan utançtır.
Eleştiriye ve başarısızlığa karşı oldukça hassastırlar. Bu durumda
kendilerini incinmiş ve küçük düşmüş hisseder, öfkeyle tepki
verirler. Bu kişiler açısından "başarısızlık" rekabet içeren bir
ortamda birinci, önde gelen ya da tercih edilen kişi olamamak
anlamını taşır. Terapi içinde rekabetlerinin ketlenmesi çoğu kez
hatalı bir biçimde oidipal rekabetten kaçınma biçiminde yorumlansa
da, dikkatle incelendiğinde, bu ketlenmenin temelde büyüklenmeci
benliğin narsisistik kırılganlığına karşı bir savunma olduğu
anlaşılır (Kernberg, 1975).
Gücünü özbenliğinden değil narsisistik yatırımda bulunduğu
ötekilerin gözündeki hayranlık dolu ışıltıdan alır narsisistik kişi.
Kendini iyi hissetmenin tümüyle nesneye endeksli bu yolu
yabancılaşmaya işaret eder; narsisistik kişi yabancılaşmış kişidir.
Spontan, olduğu haliyle değil, ancak, hayranlık uyandıracağını
düşündüğü, özbenliğine yabancı sahte bir benlik sayesinde
sevilebileceğ ine derinden inanmıştır.
Aslında, çoğu kez zannedilenin aksine narsisistik kişi kendini seven
değil kendinden nefret eden kişidir. Bilinçdışında kendini değersiz,
eksik, kusurlu ve küçük görür. Tüm savunmaları nefret ettiği
özbenliğini bastırmak ve hayranlık elde etme yoluyla temel nesne
nezdinde kendini sevilebilir hale getirmeye yöneliktir. Ancak bu
durumda, benlik değerini yükseltebilir ve dolayısıyla kendini iyi
hissedebilir.
Özbenliğiyle dışarı yansıttığı imajı arasındaki bu zıtlık
narsisistik kişinin yapaylık, yapmacıklık ve sahtelik hissi
yaşamasına yol açar. Sevgiyi, beğeniyi, hayranlığı elde ettiğindeyse
içten içe gerçekten sevilmediğini, aslında sevilenin sahte benliği
olduğunu hisseder. Bu farkındalık, elde ettiği hayranlığın keyfini
ve coşkusunu gölgeler.
Sevgi ve hayranlık narsisistik kişinin iç dünyasında eş anlamlıdır.
Sevmek ve sevilmek için kusursuz, mükemmel, hayranlık uyandırıcı
olmak gerektiğine inanır. Psikanalitik inceleme, sevilmemekten ve
değer görmemekten yakınan narsisistik bireyin aslında kendisinin
kimseyi gerçekten sevmediğini ve değer vermediğini ortaya çıkarır.
Narsisistik kişinin sorunu aslında sevilmemek değil sevememektir.
Narsisistik birey için sevgi nesnesi, içinden akıp gelen coşkuyla
bağlandığı biri değil çatışmalarına karşı ona emniyet hissi veren
bir korkuluktur. Sevgisizlik, iç dünyada agresyonun libido
üzerindeki hâkimiyetinin fenomenolojik göstergesidir.
Sahte benlik doğrultusunda davranan narsisistik bireyin en temel
karakteristiklerind en biri -belki de en önde geleni- spontanlığını
yitirmiş olmasıdır. İçsel özgürlük olarak da nitelenebilecek
spontanlık kaybı, özbenlik kaybının kaçınılmaz bir sonucudur.
İçsel özgürlüğünü yitirmiş olan narsisistik kişi, içinden geldiği
gibi davranamaz. Travmaya uğrayacağı, gözden düşeceği; nesnenin ve
benliğin agresyonunu uyaracağı, yaralı ve kusurlu benliğinin açığa
çıkacağı kaygısıyla spontanlığını ketler. Dolayısıyla, sürekli
büyüklenmeci benliğin empoze ettiği biçimde ölçülü, kontollü,
hesapçı davranır.
Özbenliklerini sürekli biçimde bastırdıkları için spontan, hakiki
gereksinimleri hiçbir zaman tatmin bulmaz. Gerçek gereksinimlerin
güdülemediği, aksine bu gereksinimlerin bastırılmasından enerjisini
alan sahte benliğin kazanımları, başarıları ve tatminleri ancak
geçici bir mutluluk verir.
Hakiki mutluluğun ve doyumun içsel (ve dışsal) nesne tarafından
olumlanan özbenlik kökenli arzuların spontan ifadesi ve doyumuyla
mümkün olabileceği gerçeğinden habersiz, her doyumsuzluğun ardından
yeni bir sahte tatmin kaynağına yönelirler.
Özbenliğin bastırılmış olması nedeniyle hakiki, spontan
gereksinimlerin asla tatmin nesneleriyle buluşamaması, narsisistik
kişide tipik olarak anlamsızlık hissi yaratır; zira anlam ancak
özbenliğin nesnesiyle buluştuğunda benliğin yaşayabileceği
hissiyattır. Nitekim özbenliklerini bastırmış olan narsisistik
bireylerin terapiye başvurma sebepleri arasında en başta geleni
anlamsızlık duygusudur , her türlü sözde tatmine rağmen tam
anlamıyla mutlu ve tatminkâr olmamaları tipik yakınmalarıdır. Kronik
tatminsizlik ve memnuniyetsizlik hissi narsisistik birey için
karakteristiktir.
Narsisistik kişiler özbenliklerini ve dolayısıyla tüm spontan
duygulanımları nı ketlediklerinden, duygu ve düşüncelerini tarif
ederken sıklıkla "hissiz" terimini kullanırlar; hiçbir hakiki duygu
yaşayamadıkları ndan yakınırlar. Bu noktada,
mitolojideki "Narkisos"la "narkoz"un ortak "nark-" kökünden
geldiğini ve "hissiz" anlamını taşıdığını kaydetmek ilginçtir.
Özbenliğe uygun yaşayamamanın bir diğer önemli sonucu narsisistik
bireylerin kendilerini olgun, yetişkin hissedememeleri, çocuksu
hissetmeleridir. Sıklıkla "kalıbının adamı" olamadıklarından
yakınırlar.
Günlük yaşamlarında sorumlulukları nı adeta görev icabı,
sürükleniyormuşç asına yerine getirirler (Kernberg, 1975).
Yaşamlarının merkezinde ürpertici bir boşluk, can sıkıntısı ve
anlamsızlık hissederler. Boşluk duygusunu yaratan özbenliğin
ketlenmişliği, bilinçdışı patolojik/patojen nesne ilişkisinin
bilince yansıyan ürpertisi, hakiki tatmin eksikliği, umutsuzluk,
karamsarlık ve sıkıntıdır. İçsel boşluklarını doldurmak için çeşitli
dışavurum davranışlarına yönelirler. Derinliği ve geleceği olmayan
gelişigüzel yüzeysel ilişkiler, anlamsız ve/veya sapkın cinsel
etkinlikler, alkolizm, madde kullanımı, aşırı başarı hırsı,
işkoliklik; ideolojik, dinsel ve grupsal fanatizm yaygın
dışavurumlardır (Masterson, 1990).
Narsisistik kişi için varoluş henüz burada olmayan, gerçek hayatın
ve gerçek aşkın başlayacağı ânı arama ve bekleme sürecidir
(Bromberg, 1986). Şu an, daima kusurlu ve eksiktir. Umut hep karşı
kıyıdadır. Büyüklenmeci benlik tatmine ulaştığında ve bu sayede
insanların hayranlığını kazandığında sonsuz emniyet, tatmin,
mutluluk ve sevgiye kavuşacağı tipik fantezisidir.
Onu hayatın risklerinden, acılarından, tatminsizliklerinde n ve
tehlikelerinden; aslında temelde bir türlü başaçıkamadığı dünya
karşısındaki âcizliğinden kurtaracak ideal, tatmin edici, sevgi dolu
omnipotent nesneyle, onun hayranlığını kazanmak suretiyle kaynaşma
arzusu tüm davranışlarının ardındaki temel güdülenme kaynağıdır.
Yaşam, bu fantastik kaynaşmanın peşinde koşarken geçen zamandır; kâh
bunu bir süreliğine de olsa yakaladığı yanılsamasına kapılır, kâh
hayalkırıklığıyla umudunu sonrasına erteler. Ancak, hiçbir zaman bu
kaynaşma fantezide olduğu gibi gerçekleşmez; ancak, narsisistik kişi
hep bu umutla sürekli başarı, hayranlık, ideal aşk, ideal partner
peşinde sonsuz bir arayış içinde koşar durur. Bu arada hayat geçip
gider.
En rasyonel görünenlerinde bile bilinçdışı kurtarıcı fantezisini
tespit etmek ilginçtir. En temelde hayatlarını onlar adına
kolaylaştıracak birinin varlığına ihtiyaç duyarlar. Hayatlarının
(özbenliklerinin demeli belki de) sorumluluğunu almaktan kaçınırlar;
özbenlik ketlenmesi sonucunda özbenlik doğrultusunda irade ve
insiyatif de ketlenir. Başka alanlarda oldukça yetenekli olabilen
narsisistik birey adeta öğrenilmiş çaresizlikle kendi arzuları
karşısında irade ve insiyatif gösteremez; zira sonuç alamayacağına,
arzularının kötülüğüne, travmaya uğrayacağına derinden inanmıştır.
Sahip olduğu iradeyi, özbenliği doğrultusunda değil büyüklenmecilik
ve idealizasyon yoluyla narsisistik yatırımda bulunduğu kişi veya
kişilerin iradelerini, kendi savunmacı narsisistik gereksinimleri
lehine etkilemede kullanmaya çalışır. Bu nedenle, narsisistik
bozuklukta arzu kipi tersine döner; edilgenleşir. Narsisistik
kişiler kendi arzuları peşinde gitmektense ötekilerin arzusunun
nesnesi olmayı tercih ederler. Arzu tatmini ego becerisi sayesinde
değil "benliğe hayran öteki" aracılığıyla gerçekleşecektir. İdeal
ötekinin arzu nesnesi haline geldiği takdirde arzusunun
doyurulacağı, içsel özgürlüğüne kavuşacağı beklentisi vardır.
Paradoksal biçimde itaatkârlığın özgürlüğü ve tatmini getireceğine
inanır. Büyüklenmecilik, bir bakıma, ideal öteki temsilinin
yansıtıldığı kişinin hayranlığını kazanmak suretiyle onun yaşamsal
desteğini almaya yönelik bir manevradır. Ancak, ötekinin arzu
nesnesi olmak için kendi arzusunu bastırdığı ve dolayısıyla arzunun
nesnesiyle buluşma imkânını ortadan kaldırdığı için kendini hiçbir
zaman gerçek anlamda tatminkâr ve huzurlu hissedemez. Ne kadar
itaatkâr, boyun eğici olursa kendinden, gerçek tatminden,
özgürlüğünden ve mutluluğundan da o kadar uzaklaşır.
Narsisistik kişi, temelde özbenliğinin bastırılmasına bağlı
narsisistik çatışmaların yol açtığı içsel güçsüzlüğünü ya güce sahip
olarak ya da gücün parçası olarak -ki bu durumda da dolaylı olarak
güce ulaşır- aşmaya çalışır . Kendini "potent" hissedemediği
için "omnipotent" olmaya çalışır; bilinçdışında kendini "hiç"
hissettiği içindir ki "hep" olmak ister.
Büyüklenmeciliğ in yanı sıra güç atfettiği kişileri idealize etmesi,
ancak ilk kusurlarında ya da yaşadığı hayalkırıklıkları nda hızla
gözden düşürmesi narsisistik bireyin tipik davranışıdır. Yakından
incelendiğinde idealize ettiği kişinin kendi büyüklenmeci benliğinin
yalnızca bir uzantısı olduğu anlaşılır (Kernberg, 1975).
Duygusal yaşamları sığdır. Duygusal derinlikten yoksun, diğer
insanlardaki karmaşık duygulanımları fark etmede başarısız olmanın
yanı sıra kendi duyguları da farklılaşmamıştır; çabuk alevlenen ve
ertesinde sönen duygulanımlara sahiptirler. Gerçek üzüntü ve yas
içeren özlemden özellikle yoksun oldukları gözlenir; depresif
tepkiler yaşantılama kapasitesine sahip olmamaları temel
özelliklerindendir. Terk edildiklerinde veya hayalkırıklığına
uğradıklarında görünüşte depresyona benzeyen tepkiler verseler de
yakından incelendiğinde bu tepkilerin değer verilen kişinin kaybında
duyulan hakiki bir üzüntüden çok, intikam arzularıyla yüklü
kızgınlık ve kin olduğu fark edilir (Kernberg, 1975).
Narsisistik kişi diğer insanlara yönelik dikkat çekecek derecede
ilgi ve empati yoksunluğu sergiler. İnsanların duygularına ve
düşüncelerine empati göstermez. Gösterir gibi göründüğünde ise bunun
ardındaki motivasyon da tanıdıktır: o kişinin minnettarlığını
harekete geçirip onu kendi narsisistik gereksinimleri doğrultusunda
davranmaya sevketmek. İnsanların kendilerine has ve narsisistik
kişinin arzularından bağımsız gereksinimleri, duyguları ve
düşünceleri olduğunu kabullenmekte zorlanır.
Kendinde görmeye tahammül edemediği, kurtulmaya, saklamaya çalıştığı
eksik ve kusurlara sahip olduğunu düşündüğü kişileri küçümser,
aşağılar ve değersizleştirir.
Kronik ve yoğun haset bu insanların duygusal yaşamlarının temel bir
özelliğidir. Narsisistik kişiler, kendilerinin sahip olmadığına
sahip olan veya yalnızca hayattan zevk alıyor görünen insanlara
karşı oldukça yoğun haset duyarlar (Kernberg, 1975). Özellikle
büyüklenmeci benlikle özdeşleştiklerinde, dolayısıyla kendilerini
mükemmel hissettiklerinde diğer insanların onlara haset ettiklerini
düşünürler.
Narsisistik kişilerin savunmacı örüntüleri bilinçli benliği
patolojik nesne ilişkisinden korurken, öte yandan nesne ilişkilerini
ciddi derecede tahrip eder. İnsanlarla ilişkileri sömürücü ve
parazitiktir. İlişkilerini sanki bir limonun suyunu sıkıp posasını
bir kenara çıkarırmış gibi yaşarlar. İnsanlar onun için ya içinden
alınıp çıkarılacak potansiyel narsisistik besinlere sahip veya içi
boş ve değersiz olarak görünürler (Kernberg, 1975).
İnsanların narsisistik kişinin hayatında onu doyurmak; onun
tarafından kullanılmak ve sömürülmek; ona biricik, özel,
ayrıcalıklı, önemli ve üstün biri olduğunu hissettirmekten başka bir
işlevleri yoktur adeta. Narsisistik destek bekledikleri kişileri
idealleştirme, hiçbir şey beklemediklerini ise küçük görme, yok
sayma eğilimindedirler.
İnsanları gerçekte sevmez, kendilerinden nefret ettikleri gibi
aslında insanlardan da nefret ederler. Onları savunmacı narsisistik
amaçları, gereksinimleri doğrultusunda davranmaya zorlamak tipik
davranışlarıdır. Bu tutum omnipotent kontrol olarak adlandırılır.
Omnipotent kontrol, bilinçdışı patolojik/patojen nesne ilişkisinden
kaçınmak ve ilişki içindeki nesneyi çeşitli taktikler aracılığıyla
bu kaçınmayı sağlayacak gereksinimler doğrultusunda davranmaya
zorlamayı içerir. Adeta çocuksu bir beklentiyle dünyanın arzusuna
göre şekillenmesini ve gereksinimleri doğrultusunda vaziyet almasını
umar. Narsisistik yatırımda bulunduğu "iyi nesne" arzusuna uygun
davranmadığında birden "kötü nesne"ye dönüşür.
Narsisistik kişi, partnerinin narsisistik gereksinimlerini kusursuz
biçimde karşılamasını bekler. Buna hakkı olduğuna derinden inanır.
Ya hayranlık bekler ya da idealize ettiği partnerinin yüceliğine
sığınmak ister. Bu beklentisi karşılanmadığında şiddetli bir hüsran
ve öfke yaşar ve partnerini değersizleştirerek karşılık verir.
Değersizleştirmeyi hayalkırıklığı olarak yaşantılar ve
meşrulaştırır. Sonu gelmez ve asla doyum bulmayan narsisistik
talepleri yoğun, mutlak ve ısrarcıdır. Üstelik çoğu kez de
karşısındakinin karşılayabileceğ i türden makûl talepler değildir.
İlişkilerinde hâkim taraf olmak isterler. Özel ve üstün olduklarını
düşündüklerinden insanlardan ayrıcalıklı muamele beklerler.
İlişkileri her zaman gizli bir gündeme sahiptir. Yüzeyde arkadaşça,
samimi görünebilseler de altta ilişkinin tek bir amacı vardır:
büyüklenmeci benliği ayakta tutacak narsisistik
geribildirimleri/ tepkileri elde etmek (Masterson, 1990).
Tatmin edici, hakiki bir yakınlığı içeren duygusal ilişkiye giremez
veya sürdüremezler. İlişkileri genelde kısa sürer veya oldukça
sorunludur. Kişilik yapıları gereği kendilerini
duygusal olarak içtenlikle birine adayamazlar; zira yakın ilişkiler
kendini ifade etme, ortaya koyma ve empati becerisi; gerektiğinde
ötekinin gereksinimleri adına kendi gereksinimlerini ikincil plana
alabilme özverisi ve esnekliği gerektirdiği için narsisistik bireyin
özellikle beceremediği bir ilişki tarzıdır. Ayrıca, yakın ilişkiler
insanlardan ve kendinden sakladığı yaralı, boş, değersiz hissedilen
ve pek doğal olarak aslında hiç de mükemmel olmayan gerçek benliğin
açığa çıkma, fark edilme riskini de taşıdığı için narsisistik
kişinin özellikle kaçındığı ilişkilerdir.
Bu kişiler, içsel dünyalarında aslında yoğun bir yalnızlık yaşarlar.
Samimi, yakın ilişki kuramamaları, kendilerini içtenlikle birine
adayamamaları ; kendilerini olduğu haliyle, tüm spontanlıkları yla
ortaya koyamamaları, ortaya koydukları takdirde içsel güçsüzlükleri
nedeniyle travmaya maruz kalacakları endişesi sosyal hayatta
mesafeli, kontrollü, ölçülü ilişkiler geliştirmelerine ve
dolayısıyla kendilerini yalnız hissetmelerine yol açar. Kendilerini
oldukları haliyle serbestçe ifade edememeleri, hakiki duygularını
yaşayamamaları nedeniyle insanlarla ilişkilerinde kaynaşmış
hissedemezler; ayrıksılık, dışarıda kalmışlık, dışlanmışlık hisleri
yoğundur.
Çoğu kez narsisistik kişilerin bağımlı oldukları düşünülür.
Narsisistik geribildirimler elde etme noktasında ötekilere bağımlı
oldukları doğrudur; zira kendilerine dair olumsuz hisleri ve
temsilleri ancak bu koşulda bilinçdışında tutabilmektedirler.
Nitekim bu bağımlılık onları kişilerarası ilişkilerde kırılgan ve
alıngan hale sokar. Ancak öte yandan, derin bilinçdışı düzeyde
insanlara yönelik yoğun güvensizlikleri ve kuşkuları nedeniyle
herhangi birine gerçekten samimiyetle güvenemez, ilişkilere
kendilerini emniyet duygusu içinde teslim edemezler. Bu durumda,
yoğun olarak güçsüz benliklerinin zarar göreceği kaygısı yaşarlar.
Aslında bu kişilerin en büyük korkusu bir başkasına bağımlı
olmaktır; zira bağımlı olmak muhtaç olmak, nefret etmek, haset
duymak, kendini sömürülme, aşağılanma, kötü muamele görme ve frustre
edilmeye açık hale getirmek anlamına gelir. Ötekine bağımlılığı bir
zayıflık olarak değerlendirirler. Nitekim büyüklenmeci benliğin
önemli bir işlevi de kişinin diğer insanlara bağımlılığını inkârına
imkân tanımasıdır.
Kendine yeterlilik fantezileri ile bağımlılık gereksinimlerine karşı
kendilerini korurlar; davranış düzeyinde bu savunma kendini katı bir
gurur, güçlü ve kendine yeterli görünme, gerçekten ihtiyaç duyduğu
bir şeyi talep edememe, reddedilme kaygıları, muhtaç duruma
düşmekten korku duyma, böyle bir durumda kendini aşağılanmış
hissetme ve şizoid kaçınmacı davranışlar biçiminde açığa vurur.
Temel fantezilerinden biri, hayranlık elde ettiklerinde diğerlerinin
onun gereksinimlerini kendiliğinden doyuracakları veya hayranlık
uyandırdıkları için onlardan bunları rahatlıkla isteyebilme hakkına
erişecekleri hissidir.
Gelen Yorumlar
Toplam 1 yorum,
1-1 arası gösteriliyor, yeni tarihliler sonda.
çare
Tamamen haklısınız bunlar bende var özellikle fanteziler bütün günlük yaşamımı etkiler duruma geldi.Zihnim bir bölünme karmaşa yaşıyor.Ben askerde böyle bir hayatımın hiç bir zaman olmayacağını şiddetle idrak ettim.Sıradanlık beni ürpertiyor.İnsanları küçümsemeyeceğim özenli davranacağım diyede o erdeme olan hırsımın tuzağpına düşüyorum.Büyük bir karmaşa içindeyim.18 aydır a tipik depresyon tedavisi görüyorum. Halim selim dingin bir insan olmak istiyorum demek de bile zorlanıyorum.Bir de sanatçıyım.Ressamım.Tabii bunun da etkisi var sanırım.Benim ki narsistik kişilik bozukluğu şeklinde değilmiş.Psikoloğum benimkinin çok sevimli olduğunu sanatımı beslediğini söylüyor.:Ama ben rahatsızım sanırım.Ne önerirsiniz.
Evren Gül eklemiş.
| 26 Mart 2008 Saat
05:03