İnsan dünyaya gelmekle kalmamış, bütün canlıların üstlenmekten imtina ettikleri bir vazifeyi üstlenmişti. Bunun bedeli ağır olacaktı. Zira her nimetin bir külfeti olması bir zaruretti.
Yeni hayata hazırlık aşaması olan çocukluk dönemi bir gün sona erecek, olgun insan olarak, üstlenmiş olduğu insanlık vazifelerini yerine getirmesi gerekecektir. Bu iki dönem (çocukluk-yetişkinlik) arasındaki ara döneme ergenlik denmektedir. 12-21 yaşları arasına denk düşen bu dönem, ruhsal olgunlaşma ve yaşama hazırlık dönemidir. Çocukların alabildiğine sorumsuz, mutlu yaşamları ile, yetişkinin vazife ve sorumlulukları arasında gelip gitmelerin olduğu çalkantılı bir dönemdir, ergenlik.
Ergenlik döneminde olmak, bazen ıssız dağlar kadar sessiz, dünyada tek başına kalmış gibi yalnız, nazlı bir gelin kadar alıngan olmak; bazen şimşek gibi parlamak, gök gürültüsü gibi gürlemek ve yağmur gibi yağmak demektir. Düşünceler, duygular arasında sürekli gelgitler olur. Bu med-cezir genci yorgun düşürür. Genç yaşamdan yılmıştır. İçine kapanır, kimseyle konuşmak istemez. Kendisini düşünür ve der ki; “Ben kimim? Sevenim var mı? Yaşamın anlamı ne?” Aynaları arkadaş edinir kendine. Saatlerce aynada kendisini seyreder. Bedeninin yeni aldığı şekli öğrenmeye çalışır. Yeni bedenini düşünerek daldığı uykudan uyandığında, bedeninin yeniden değiştiğini görür. Öfke nöbetleri geçirir. Sonra umutsuzluk....
Çocuk kalma isteği ile büyüme emri arasındaki mücadele ergenin duygularını altüst eder. Öfkelenmiştir, sinirlenmiştir ergen. Kapıyı çarpıp çıkar evden. Anne-babanın emirleri yerine gelmez. Ana kuzusu yavrular, birer canavar olmuştur. İki benlik arasındaki (çocuk benlik-yetişkin benlik) gidip gelmeler çocuğu deliye çevirir. O artık delikanlıdır. Anı duygu değişiklikleri onu sarhoş etmiş, vücut dengesini bozmuştur. Sağlıklı düşünememekte, dengeli davranışlarda bulunamamaktadır. Kanı delirmiştir. Zaman zaman gözlerden kaybolmakta, sessizliğe, yalnızlığa bürünmekte, zaman zaman volkan gibi lavlar püskürtmekte, önüne gelen her şeyi yakıp yıkmaktadır. Sular dindiğinde yaptıklarına pişman olan ergen, “Bana neler oluyor?” demektedir. Kendisinin işe yaramaz olduğunu, değersiz olduğunu düşünme hatasına düşen ergen, aslında “delikanlılığın bedelini” ödemektedir.
Çocukların bir sorumluluğu yoktur. İstedikleri gibi oyun oynar, istediklerini alırlar. Bu sorumsuzluklarının bedeli bağımlılıktır. Çocuklar anne-babalarına bağımlıdırlar. Kendi başlarına pek bir şey yapamazlar. Yetişkinlerinde yerine getirmek zorunda oldukları sorumlulukları vardır. Bu sorumlulukların bedeli ise, bağımsızlıktır. Yetişkin başkasına bağlı olmadan yaşayabilmekte, kendi kararlarını kendisi verebilmektedir.
Delikanlı olmanın bedelini, yetişkin olmuş olanlar bir şekilde ödedi. Yetişkin olmakta olanlar ve gelecekte yetişkin olacaklarda ödeyecek. Ama az, ama çok. Bizi sevindiren, mutlu eden tarafı; bu dönemin sarhoşluk gibi, kısa bir zaman diliminde gerçekleşmesidir. Ve uyandığımızda hiçbir şey hatırlamamız. Bunun için Aristo, ergenliği sarhoşluk dönemi olarak adlandırmaktadır. Sarhoşluğumuz gittiğinde sakarlığımız, dengesizliğimiz, huzursuzluğumuzda gitmiş olacak.
Anne-babaların ergene yaklaşırken sarhoşluk döneminde olduğu bilinciyle, bir sarhoşa nasıl davranılırsa öyle davranmaları; sarhoştan bekleyecekleri şeyleri gençten beklemeleri yerinde olur. Gençlerin tutum ve davranışlarını asilik olarak değerlendirmemeliler. Çünkü onlar ası değil, sarhoşturlar.
Gençler ise, sarhoşluk içinde ne yaptıklarının bilincinde olamayacaklarını ve bu sarhoşluk halinin bir gün geçeceğini düşünerek; aşırıya gitmekten, taşkınlık yapmaktan sakınmalılar. Hayatlarının akışını değiştirecek önemli kararlar almamalılar. Çünkü bir sarhoşun gerçeği tam olarak algılaması mümkün olmayabilir. Bazen hezeyanlarda görüyor olabilirler. Ergenlik dönemindeki gençlerinde halleri sarhoşluğu andırdığından, sağlıklı kararlar verebilmeleri mümkün olmayabilir.
Bir padişah, alim bir zata bana öyle bir şey öğret ki, mutlu olduğum zamanlarda taşkınlık yapmayayım. Mutsuz olduğum zamanlarda kendimi yıpratmayayım” demiş. Alim kişide, bir yüzük takmış padişahın parmağına. Yüzükte “yezülü” (buda geçer) yazıyormuş. Padişah mutlu anlarında yüzüğe bakarak bunun geçici olabileceğini düşünür, aşırılıktan sakınırmış. Mutsuz olduğunda ise yine yüzüğe bakar, bunun geçici olduğunu düşünerek ümitsizliğe kapılmazmış.
Ergenlik döneminin sarhoşluğunu yaşayanlar, ergen anne ve babası olanlar; “yezülü” hikayesini sıkça hatırlamalılar.
Tüm sorumsuzluk ve bağımlılığıyla güle güle çocukluk. Tüm sorumluluk ve bağımsızlığıyla merhaba yetişkinlik.
Mehmet POLATOĞLU
(Çocuk Gelişimcisi-Psikolojik Danışman)
AaramaMerkezi
AboneMerkezi
Yazarlarımız
| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | ||||||
| 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 |
| 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 |
| 16 | 17 | 18 | 19 | 20 | 21 | 22 |
| 23 | 24 | 25 | 26 | 27 | 28 | 29 |
| 30 |
|
|
| PsikoKariyer grubuna kayıt ol |
| Bu grubu ziyaret et |
..ve Reklamlar