DÜRÜST OLMAK; KONUNUN ÖNEMİ
İnsanlık tarihinde doğruluk düz bir çizgi gibi seyretmemiş,
sinüzoidal bir eğri çizmiştir. Doğruluğun yükseldiği dönemlerin arkasından
eğrinin yükseldiği dönemler gelmiştir. Günümüzde modernizmin ahlkın
güncelliğini kaldırması sonucu yalan prim yapan bir konuma oturdu.
Üçkağıtçılığa açıkgözlülük denildiği, rüşvet yemeyen memura enayi gözüyle
bakıldığı toplumsal kabul toplum bilimcilerini düşündürmelidir.
Eski Yunan medeniyetinde Ispartalılar "Yakalanmadıkça hırsızlık
yapabilirsin" kuralını benimsemişlerdi. Günümüzde böyle düşünen
insanların gittikçe çoğalması toplumsal onay görmesi ilginçtir. "Sözünde
durmak, yalan söylememek, başkasının hakkına saygı göstermek" gibi semav
değerler bütün kutsal kitapların öngörüleridir. Fareli Köyün Kavalcısı,
Kırmızı Şapkalı Kız, Pamuk Prenses gibi çocuk hikayeleri bu değerleri
topluma benimsetme çabasındadır. Batı dünyası bu değerlere doğu
dünyasından daha çok sahip çıkmaktadır. İş hayatında, ticar ahlkta, aile içi
yaşantıda kabul ve onay görmektedir. Ancak bu değerlerden uzaklaşma bizim
toplumumuzda olduğu gibi batı toplumunda da göze çarpar nitelik
kazandı. Ahlk yozlaşmanın durdurulmaması gelecek nesilleri tehdit
etmektedir.
NORVEÇ ÖRNEĞİ
Norveç, nüfusu 4.5 milyon olan refah düzeyi çok yüksek bir ülke.
İki kişiye bir otomobil düşüyor. 1996 yılında bütçesi %7 fazlalık
vermiş. Yılda kitap satışı 4.5 milyon adet. Günlük toplam gazete tirajı 3
milyon gibi yüksek bir rakam. Yani Türkiye'ye eşit. Fakat insanlar mutlu
değil. Her 100 aileden 50'si boşanma yaşamış. Doğan çocukların %52'si
evlilik dışı. Adi suçlar artmış; cinayetler, uyuşturucu kullanımı
gittikçe artıyor. İnsanlar zengin ama mutlu değil. Çare olarak Norveç Meclisi
"Manev Değerler Komitesi" kuruyor. Papaz kökenli bir başkan seçiyor.
Bu veriler sadece Norveç'te değil bütün Batıda dikkati çekiyor.
Batı medeniyetleri bu noktaya nasıl geldi? Batılı insan madd alanda
büyük başarılar kazandı. Madde ve teknoloji imparatorluğu kuruldu. Madde
ve teknoloji bir amaç gibi sunuldu. İnsanlar hayatlarında hedef ve
menfaat olarak madd zenginlikleri amaçladılar.
DESCARTES'IN ROLÜ
Batının bu noktaya gelmesinde Descartes'ın düşünceyi
dogmalaştırması ve Pozitivizm'i ideoloji yapmasının önemli rolü vardır. Bu filozof,
düşünce ile duygunun arasını açtı ve duygusal yaşantıyı akıl dışı iln
ederek reddedilmesini istedi. Düşüncenin ürünü olan madd başarı ve
teknoloji kutsallaştı.
Akıl insanoğluna has çok kıymetli bir lettir. İnsanın daha az
insan, daha çok insan olması daha az akıllı, daha çok akıllı olması ile
paralel değildir. Madde ve teknolojinin bizatihi özelliği
tarafsızlığıdır. İnsanı yüceltmeye veya canavarlaştırmaya hizmet edebilir.
Yumurtasını pişirmek için kasabayı yakan Neron, kendi ırkını yüceltmek için diğer
ırkları yutan Hitler, Batı medeniyetinin acı meyveleri değil midir?
"Kuvvet istilnın haklı sebebidir" sözü Hitler'in inandığı bir yalandı.
DUYGUSAL ZEKA KAVRAMI
Son yıllarda EQ (Emotional Quation)'nun insan başarısında IQ
(Intelligence Quation) kadar önemli olduğu üzerinde durulmaktadır. Daha
doğrusu EQ kavramı yeni keşfedildi. Kişinin mantık zeka katsayısının
yüksek olması, başarısında yeterli olmadığı, o kişinin duygusal zeka
katsayısının da yüksek olmasının gerekli olduğu üzerinde durulmaktadır.
Böylece o kişi, kişiler arası ilişkilerde insanları daha çok
etkileyebilmekte, ikna gücü artmaktadır.
Kısaca, Batı medeniyeti deneme-yanılma metodu ile Amerika'yı
yeniden keşfetti. Akıl gücü ve gönül gücünün beraberliğinde yürümeye
yöneldi. "Doğruya sadece akılla gidilir" sözü koca bir yalan olarak önümüzde
sırıtmaya başladı.
BENCİLLİK YALAN İLİŞKİSİ
Yalanın psikoloji kitaplarında bir tarifi vardır. "Bencil bir
takım sonuçlar elde etmek için bilerek ve isteyerek karşısındakini
aldatmak". Günümüz medeniyetinde bencillikle bireysellik karıştırıldı.
İnsanlar özgür ve bağımsız olmak isterken sadece kendisi için çalışan bireyler
ortaya çıktı. Kendi çıkarını büyük topluluğun çıkarından önde tutan
insan kendini dürüst olmak mecburiyetinde hissetmemeye başladı. Çünkü
dürüst olmak ona bir şey kazandırmıyor, işini zorlaştırıyordu.
DÜRÜSTLÜK YARATILIŞTAN DEĞİLDİR
İnsanoğlu doğduğunda sonsuz iyi, sonsuz kötü olmaya açık olarak
doğar. Ergenlik dönemi kadar ailesinin ve toplumun daha sonrada kendi
tercihlerine göre doğrular ve eğriler arasında yolunu çizer. Dürüst
bireyler için dürüstlüğün öğretilmesi gerekmektedir. Yaratılıştan melek gibi
masum insan hayat karşısında kendi haline bırakılırsa, bilinç altındaki
saldırganlık, bencillik, cinsellik gibi dürtülerin etkisi ile
canavarlaşır. Bu nedenle anne ve babaya büyük sorumluluklar düşmektedir.
DÜRÜSTLÜĞÜN ÇEŞİTLERİ
Maddede dürüstlük: Başkasının hakkına saygı duymak. Duyguda
Dürüstlük: Açık, samimi ve doğru olmak. Sözelde dürüstlük: Doğruyu söylemeyi
başarmak. Davranışda dürüstlük: Başkalarını aldatmamak.
ÇOCUK NEDEN YALAN SÖYLER
7 yaşına kadar çocukta gerçeklik duygusu gelişmemiştir. Anne
çocuğa "Bu senin değil, alma" dediğinde çocuk anlamaz, boş boş bakar. Çünkü
mülkiyet duygusu gelişmemiştir. Her şeyin kendisine ait olacağını
düşünür, doğuştan ben merkezcidir. Hatta hırsızlık her çocuğun geçtiği bir
süreçtir. Kalem, silgi, para gibi herşeyi daha çok sahip olma duygusu
ile toplar.
Anne ve babanın rolü burada önemlidir. Yalanın, hırsızlığın
yanlış olduğu çocuğa öğretilmelidir. Vazoyu kıran çocuk elinde vazo
parçaları varken ben kırmadım diyebilir. Annenin aşırı tepkisi veya ilgisizliği
çocuğun bu konudaki değerlerini oluşturacaktır.
Çocuk taktir edilmek, ilgi ve şefkat beklentisi için yalan
söyleyebilir. Cezadan kurtulmak veya suçu saklamak için, eleştiriden kaçmak
için, olduğu gibi değil büyüklerin istediği gibi görünmek için yalan
söyleyebilir. Bazı çocuklarda çocuksu düşmanlık, kıskançlık duygusu da
yalan söyletebilir. Çocuğun yanlış ana-baba tutumlarına karşı tek silahı
genelde yalan söyleme olmakta; yalan davranış kalıbı huy haline
gelmektedir.
Bir gün büyük suç işleyen gencin idamına karar verilir. İdam
sehpasında gence son isteği sorulur. O da annesinin dilini öpmek istediğini
söyler. Anne çağırılır. Genç annesinin dilini öperken ısırır. Sonra
şöyle der: "Bana küçükken yalan söylemeyi öğrettin, ben de böyle oldum".
Çocuğuna işine yarayacağı zaman yalan söyleyebileceği düşüncesini
öğreten ve gösteren anne-baba çocuğun geleceğini şekillendirmiş
olmaktadır. Yalanı teşvik eden aile durumuna düşmemek amaç olmalıdır.
ÇOCUK TAKLİT-TEKRAR
YÖNTEMİ İLE ÖĞRENİR:
Sinemaya giden ana-baba diş hekimine gidiyorum derse, kapı
çaldığında evvela çocuğuna yok dedirtirse o çocuk doğru bir genç olamaz.
Ahmet Bey 6 ve 7 yaşlarında iki oğlu ile bir gişeden geçiyorlar.
6 yaşındaki çocuklar ücretsiz. Baba gişe memuruna çocuğunun birinin
yedi yaşında olduğunu söyleyip ödemesini yapıyor. Gişe memuru "Siz
söylemeseydiniz ben yaşlarını bilemezdim" diyor. Baba "Ama onlar zaten
biliyorlar" cevabını veriyor.
Yukarıdaki örnek doğruluğun vaaz veya konferans şeklinde
anlatılması değil, yaşayarak, örnek olma dili ile anlatılması gerektiği
mesajını vermektedir.
Ayşe evde oynarken tabağı kırdı. Annesine karşı savunma olarak
ben kırmadım diyordu. Ama kırdığı her halinden belliydi. Anne "Bak kızım
bu tabağı sen kırmışsın, belli oluyor, ama şunu bil; doğru olmak,
gerçekleri söylemek tabaktan daha önemlidir" der. Böylece çocuğa doğruluğun
erdemi örnek dili ile anlatılmış olur.
"Doğrulardan aç, eğrilerden tok görmedim" gibi değerli sözler,
yalancıya insanların güvenmemesi gibi kötü sonuçlar çocuğun bilinç altına
işlenmelidir.
Görüldüğü gibi doğruluk, dürüstlük herkeste olması gereken
özellikler ama öyle azaldı ki "Ne dürüst insan" diye parmakla göstermeye
başladık.
c_cinar@mynet.com