Küreselleşme kavramının özünde dışa, dış dünyaya açılma vardır. Kapalı ve içe dönük toplumsal yaşamın küreselleşme ile aşılabileceği varsayılır.
Eğitimsel boyutta bakıldığında bireyin küreselleşmesi çağdaş bilgi ve beceriye sahip olması, kendi dışındaki insanlarla rekabet edebilecek bir vasıf düzeyi belirtmesidir. Bunun için insanın şu özelliklere sahip olması gerekir.
-Çağa uygun bir eğitim görmüş olması
-Geçerli bir meslek sahibi olması
-Sorunun çözümünü araştırmada arayan bir karakter geliştirmesi
-Toplumsal ilişkilerinde gerekli entelektüel ve duygusal derinliğe ulaşmış olması
-Anadili dışında geçerli bir yabancı dili iyi bilmesi
Küreselleşmenin bu aşamada bireyden beklentileri bireyin merkeze alındığı yeni değerlerin ışığında belirginleşmektedir. Bilgi, rekabet, verimlilik, toplam kalite, demokrasi, insan hakları, serbest piyasa ekonomisi, girişimcilik küresel gelişmelerin bireye sunduğu değerler olarak ortaya çıkmaktadır.
İnsanların küreselleşmeye başarılı bir biçimde uyum sağlamaları ancak sağlıklı bir toplumsallaşma ve bireyselleşme süreci geçirmeleri ile mümkün olabilir. Bu sebeple bireysel yeteneklerini açığa uygun bilgi ve beceriye dönüştürmemiş, üstelik kendi toplumunun temel değerleriyle çatışma içinde olan insanın küreselleşme çabası kaçınılmaz bir yabancılaşma doğurur. Bu bireylerin ait oldukları kültürde sağlıklı ve başarılı bir toplumsallaşma gerçekleştirememelerinin bir sonucudur.
Birey, küresel bir değerdir ve post-modern toplumun en büyük değeridir. Eğitimin en önemli malzemesi bireydir. Geleneksel toplumlarda cemaat, modern sanayi toplumlarında dernekler en büyük değer olurken, bilgi toplumunda birey en büyük değer haline gelmiştir. Bütün diğer toplumsal değerler bu değerin etrafında ve onu öne çıkaracak işlevlerle varlık kazanırlar. Bilginin, verimliliğin toplam kalitenin serbest piyasa ekonomisinin, bireyin yaşam kalitesi ve standardının sağlanmasında demokrasi insan hakları gibi değerler de bu kazançları güvence altına alma ve sürdürmede ortaya çıkan değerlerdir.
Küresel değerler evrenseldir. Ancak etki ve işlevleri açısından ortaya çıkan bu evrensel boyut, toplumların seçim hakkıyla sınırlıdır. Böyle bir hakkın kullanımının toplumlar için pratikte iki sonucu vardır: Ya küresel değerlerin oluşturduğu bir dünyada yer almak yada böyle bir dünyanın dışında kalmak. Sorun yalnızca küresel değerler ve toplumsal değerler arasındaki soyut bir terminoloji sorunu değildir. Asıl sorun toplumsal yapısı ve bu yapıyı meydana getiren temel toplumsal kurumları, sıkı sıkıya, geleneksel değerlerle çevrili olan bir toplumun büyük bir istek belirtmiş olsa da “toplumsal”ın getirdiği sınırlılıkları nasıl aşacağı sorunudur. Cemaat ve dernek merkezli, müdahaleci, ataerkil itaat kültüründen nasıl birey çıkacağı, üstelik tüm bu mensubiyetlerinden kurtularak kendi ayakları üzerinde bireyin nasıl duracağı sorunudur.
Türk eğitim sistemi, genç kuşakları eğitimin ulusal ve evrensel amaçlarına göre yetiştirmeyi amaçlamaktadır. Ulusal boyut, “Türk Milleti’nin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini benimseyen, koruyan ve geliştiren ailesini, vatanını, milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan, insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen vatandaşlar yurttaşlar” bu aşamada arzu edilen insandır. Evrensel boyut ise, “beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan, yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler ile onların kendilerini mutlu kılacak ve toplumun mutluluğuna katkıda bulunacak ve bir meslek sahibi olmalarını sağlamak temel amaçlar arasında yer alır.
Türk Eğitimi bu şekliyle ulusal bir karakter ve yapı üzerinde eğitimin evrensel ilkelerini hayati bir amaç olarak benimsemiş, pedagojik ve bilimsel gelişmelere açık bir felsefeyi yansıtır.
Toplumun ihtiyaçları ile değişimin insan ve toplumdan beklentileri, programların hem felsefesini hem de hedeflerini belirlemektedir. Ulusal eğitim sisteminin genel ve özel hedeflerinin programlar üzerinde böyle bir işlevi vardır.
Değişen toplumda, belirli bir formasyonla ömür boyu yetinmek artık çok güçtür. Bu olgudan hareketle mezuniyet formasyonlarını geliştirmeleri, yeni bilgi ve kültürlerle sürekli iletişim halinde olmaları gereken kesimlerin başında öğretmenler gelmektedir.
Okumayan, aktüaliteyi ve alanını izlemeyen, kendini yeni bilgi ve becerilerle geliştirmeyen öğretmenin, değişim karşısında eğitim olgusundan beklenen işlevi yerine getirilmemesinde birinci derecede payı bulunmaktadır. Yıllar öncesinin bilgi ve alışkanlıklarıyla dershane ve sınıflara giren öğretmenin genç kuşaklara verebileceği hiçbir şey yoktur. Bu okulun, örgün eğitimin toplumsallaştırıcı işlevine darbesidir. Okulun işlev kaybı gerçekte öğretmene duyulan güven ve inançların sarsılmasının bir sonucudur.
ÖNERİLER
1.Eğitim, toplumun değişime açık potansiyelini harekete geçirebilecek projeler üretmelidir.
2.Bilgi ve birey, eğitimin odak noktası olmalı, her türlü yöntem ve teknikler bu değerlerin ışığında şekillenmelidir. Buna göre;
a.Programlar araştırmacı ruh ve kimliğin yetişmesine imkan tanıyacak bir içeriğe kavuşturulmalıdır (öğrenmeyi öğrenmek)
b.Öğrenci merkezli bir anlayış olmalıdır
c.Eğitim öğrencinin yetenek ve ihtiyaçlarının bizzat kendisi tarafından keşfine yardımcı olabilecek yöntem ve teknikler üretmelidir.
d.Eğitim, ulusal ve küresel değerlerin uzlaştırılmasını sağlamalıdır. Eğitim, yeni topluma geçişi sancısız ve sarsıntısız sağlamaya dönük yeni değerler üretiminde de aktif rol üstlenmelidir (Doğan, 2000).
Türk çocukları da, insan olarak kendisine saygılı, ailesine bağlı, yurdunu her alanda yükseltmek için kararlı, bütün insanlara karşı doğru ve iyi olan bireyler olarak, kendilerine düşen ödevleri içlerinden gelerek ve severek yapacaklardır ve Atatürk’ün yüce sesini daima duyacaklardır.
“Ey yükselen yeni nesil!... Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz” (Taşkıran, 2000, s.7-31).
TÜRK AHLAKININ TEMEL İLKELERİ
İyi bir yurttaşlığın ilk beşiği aile, ikinci yuvası okuldur. Ailemizden ve okulumuzdan alacağımız iyi bilgiler ve iyi alışkanlıklar milletimizin mutluluğu, daima ilerlemesi için temel taşlardır. Biz insanlığı meydana getiren çok büyük toplulukta denizlerdeki su damlacığına benzeriz. Fakat büyük okyanusların devamında her damlanın nasıl rolü varsa bizim de bir insan olarak içinde yaşadığımız topluluklarda o kadar önemli bir yerimiz vardır. Bundan dolayı birçok ahlak ödevleri ile karşı karşıyayız:
A.KENDİMİZE KARŞI ÖDEVLERİMİZ
a.Vücudumuzun Korunması: Bunun için, ailemizin bütçesine göre en temiz ve kuvvetli besinleri almalı, açık havadan yararlanmalı, yeteri kadar uyumalı, temizliğe dikkat etmeli, bulaşıcı hastalığa yakalanan kişilerden geçici bir süre uzak durmalı, spor yapmalıyız. Ruhumuzu korumak için kaba, kötü sözler söylememeliyiz. Bu tarz konuşmalardan ve konuşanlardan uzak durmalı, duygularımıza hakim olmalı, öfkeyi çabuk geçirmeye, öfkenin etkisine kapılmamaya dikkat etmeli, başkalarının başarılarından sevinmeye kendimizi alıştırmalı, başkaları ile eğlenmek ve dedikodu yapmaktan uzak durmalıyız. Acıma, şefkat ve yardımın en yüksek duygularımız olduğunu unutmamalıyız. Her halimizi ilk önce kendimiz kontrol etmeli, kusurlarımızı kendimiz bulmaya çalışmalı, verdiğimiz sözü tutmalıyız. Kendimizi olduğumuz gibi görmeye, değerimizin derecesini bilmeye alışmalıyız. Dalkavukluğun bir toplum için mikrop gibi zararlı olduğunu unutmamalıyız. Dostlarımızı iyi, şerefli, namuslu insanlar arasından seçmeli ve onlara karşı vefalı olmalıyız. Kanunlara, nizamlara karşı gelmiş oldukları halde bu kötülükleri saklı kalmış kimseleri, onları cezalandırmakla görevli olanlara bildirmenin yurttaşlık borcumuz olduğunu unutmamalıyız. Gösteriş ve şarlatanlığın kişi ve toplum için öldürücü, israf ve lüksün yıkıcı olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Gerçeği olduğu gibi, görmeye her yerde, her işte, her zaman doğru olmaya alışmalıyız. Başkalarının inanç ve düşüncelerine saygı göstermeli, haklarımıza saygı gösterilmesini istemeli ve başkalarının haklarına saygı göstermenin de en önemli ahlak borçlarımızdan birisi olduğunu unutmamalıyız. İyi, doğru ve güzel olan değerleri benimsemeye daha küçük yaştan alışmalıyız. Kendimize, milletimiz ve insanlığa karşı en önemli ödevlerimizden birisinin de çalışmak olduğunu bilmeli ve uygulamalıyız.
B.İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ TOPLULUKLARA KARŞI ÖDEVLERİMİZ
a.Ailemize Karşı Ödevlerimiz: Mutluluğumuz için alışan, bizi yurda ve insanlığa faydalı bir insan olarak büyüten anne ve babamızı, büyüklerimizi sevmek ve saymalıyız. Kardeşlerimize yardım etmeli, birbirimizi sevmeli ve bağlı olmalıyız. Zamanı gelince uygun bir aile yaşantısı kurmalıyız.
b.Okulumuza, Öğretmenlerimize Karşı Ödevlerimiz: Okul kurallarına uygun hareket etmeli, öğretmenlerimizi içten gelen bir saygı ile sevmeliyiz. Okul içinde arkadaşlarımızı sevmeli, saymalı, onlarla çalışmalı ve oyunda işbirliği yapmalı, birbirimizin düşünüş ve inanışlarına saygı göstermeli, birbirimizin başarısını değerlendirmeliyiz.
c.Milletimize Karşı Ödevlerimiz: Yurdumuz varlığımızın temelidir. O’na karşı derin bir saygı ve sevgi duymalıyız. Bayrağımızı derin bir sevgi ile saymalı ve sevmeli, yurdumuza, milletimize her yaşta yararlı olmaya çalışmalıyız. Her işte, her yerde her zaman milletimizin menfaat ve saadetini her şeyden üstün tutmalıyız. Yurdumuzun kanunlarına seve seve itaat etmeli ve diğer kimselerin de uygun hareket etmelerini sağlamaya çalışmalıyız. Yurdumuzun geleceğini ve cumhuriyetimizi korumalıyız.
d.İnsanlığa Karşı Ödevlerimiz: Şimdiye kadar ele aldığımız ödevler bütün insanlığa karşı da ödevlerimizdir. İnsanın kendi kendisine saygı göstermesi, iyi bir yurttaş olması, bütün insanlara karşı da saygı göstermesi demektir.
Bazı kimseler, insanın milletine çok bağlı olmasının diğer milletlerle işbirliği yapması, onlara karşı saygı ve iyi duygular taşıması ile bağdaşamayacağını zannederler. Halbuki, bir parçası olduğumuz insanlığı meydana getiren diğer milletlerle birleşmek, anlaşmak, bütün dünya insanlarının iyilik ve rahatını istemek milli duygularımızı incitmez.
Bugün, bilginin, tekniğin ilerlemesi ile yaşayışımızın şekli daha önceki zamanlara göre çok değişmiştir. Telgraf, telefon, uçak, radyo, televizyon, bilgisayar gibi araçlar insanı bütün dünyaya çok kolaylıkla bağlamıştır. Milletler birbirleriyle sürekli alışveriş halindedirler. Birbirlerinin ilim, güzel sanat alanlarındaki çalışmalarından faydalanırlar.
Dünyanın her tarafında yetişen şeyleri, bunları yetiştiremeyen milletler satın alırlar. Mesela, kahve her yerde yetişmez. Fakat her tarafta kullanılır.
Bilimde elde edilen kazançlar yalnız onu keşfeden memlekette kalmaz, bütün dünyaya yayılır. Elektrik, telefon, uçak, ilaçlar vs. bütün dünyanın malı olmuştur.
Güzel sanatların her kolunda elde edilen başarılar da milli sınırı aşar ve bütün dünyaya zevk ve sevinç veren eserler olurlar.
Böylece milletler, insanlığın bir parçası olarak da birbirlerine bağlıdırlar. Onun için bütün insanlığın huzur içinde yaşamasını dilemek de borcumuzdur.
Barış fikrini bütün dünyada gerçekleştirmeyi amaç edinmiş olan Birleşmiş Milletler Teşkilatı bunun için kurulmuştur. Bu teşkilat, bütün dünya insanlarının hür, haysiyet ve haklar bakımından eşit olduklarını, bütün dünya insanlarının akıl ve vicdana sahip bulunduklarını, aralarında hiçbir fark gözetilemeyeceğini ilan etmiş ve insanları birbirlerine karşı kardeşlik düşüncesiyle hareket etmeye çağırmıştır. Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış fikri bütün milletlerle olan ilişkilerimizde ilkemizdir.
Biz, barışın insanlığa getirdiği huzur ve refahı bilen insanlar olarak bütün dünya milletlerine iyilik duyguları ile bağlıyız.
AaramaMerkezi
AboneMerkezi
Yazarlarımız
| Pzr | Pzt | Sa | Ça | Pe | Cu | Cts |
| 1 | 2 | 3 | ||||
| 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 |
| 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 |
| 18 | 19 | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 |
| 25 | 26 | 27 | 28 | 29 | 30 | 31 |
|
|
| PsikoKariyer grubuna kayıt ol |
| Bu grubu ziyaret et |
..ve Reklamlar