cssmenu
yataradsenseust

 
solsutun

 

yanadsense

blogamakule

 

Son Eklenen Fotoğraf
pc net dergisi

İçerik Ortaklarımız

Ana Sayfa > Ruh Sağlığı Özel Bölümü > RUH SAĞLIĞI VE ÖNEMİ
yatayadsensek
RUH SAĞLIĞI VE ÖNEMİ

Ruh sağlığı nedir? Sorusuna kesin cevaplar bulmak oldukça zordur.

Ruh sağlığını hastalık yokluğu diye almak bireyin teklik ve bütünlüğü açısından önemli bir yanlışlığın yapılmasına neden olur.

Ruh sağlığı yerinde olan kimseleri sosyal uyarlığı yüksek kimse olarak almada bir yanılgıdır. İnsanın çevresindekilere her zaman uyum göstermesi mümkün değildir ve çevresindeki insanlardan farklı düşünmesi farklı davranması doğaldır. Gerektiğinde fikirlerini savunurken veya inandığı yolda davranırken ister istemez çevresindeki insanlara ters düşebilir. Kişiyi kendi benliğini, kendi değerlerini, kendi düşüncelerini toplumun kendini saf dışı etme, kendinden saymama korkularına kurban etmiyorsa sağlıklı, bu korkuya dayanamıyor ve toplum içinde kendi benliğini yitiriyorsa sağlıksız saymak gerekir. Toplum değerlerine körükörüne uymak yerine, ona ters düşmeden, kendi değerlerini koruyarak yaşama bir ruh sağlığı işareti olabilir.

Ruh sağlığının yerinde oluşunu, insanın problemsiz olması ve her zaman iç huzuru içinde bulunması anlamında da ele almak yanıltıcı olmaktadır. Çünkü, insanın kendini devamlı mutlu hissedişi, gerçek dünyanın engelleyici olan yönlerini görememe veya onu hafife alma anlamına gelir. Mutsuzluk kişiyi rahatsız edici ve kişiye acı vericidir. Ancak kişi bu acı ve elemden kurtulmak için harekete geçerek kendi psikolojik güçlerini kullanma olanağı bulur ve bu güçleri kullanarak geliştirir, bu güçlerle kendi bütünlüğünü koruyabilir.

Psikoanalitik, davranışçı, insancı-varoluşçu ekollerin insanın doğası hakkında ileri sürdükleri farklı sayıtlılar vardır ve bunların her biri, insanın sağlıklı ve sağlıksız gelişiminde kilit noktalarını oluştururlar.

Psikoanalitik Kuram’a göre; ruh sağlığı yerinde olan kişinin egosu gerçeklik prensibinden uzun süre uzaklaşmadan İd’in isteklerini uygun koşullar altında ve süperego denetimini inkar etmeden uzlaştırma yolları arar.

Davranışçı yaklaşıma göre, uygun davranış-uyumlu tepkilerin fazlalığı-azlığı arasındaki dengedir.

İnsancı ve Varoluşçu Yaklaşıma göre, insan bağımsız, amaca yönelik, eşsiz ve genelde iyi bir doğa ile dünyaya gelir. Kendini kabul edebilme, kendi potansiyellerini gerçekleştirme, başkalarıyla yakın ilişki kurabilme ve yaşamı anlamlı bulma sağlıklılık işaretidir. Bunların yokluğu sağlıksızlıktır. Temel ihtiyaçlar doyurulmadan özgerçekleşim mümkün olmaz.

Kişilik Kuramcılarının Görüşlerine Göre Sağlıklı Uyum Biçimleri

Freud’a göre, id-ego süperego arasında kurulan bir denge sonucunda nedeni belli olmayan ya da çok uzun süren kaygı ve bunaltılar geliştirmemiş olma yanında sevme ve çalışma yeteneğine sahip olma ruh sağlığının kendisidir.

Erikson, doğumdan ölüme kadar geçen sürede yer alan sekiz yaşam döneminde egonun kişinin içinde bulunduğu döneme göre kazandığı temel güven-güvensizlik, özerklik-utanç ve kararsızlık, girişim suçluluk duygusu, beceri-aşağılık duygusu, kimlik-rol karmaşası, yakın ilişkiler-yalnızlık, üretkenlik-kısırlık, ego bütünleşimi-umutsuzluk niteliklerinden sağlıklı olanların sağlıksızlıklardan daha fazla oluşu ruh sağlığı işaretidir.

Adler’e göre, abartmasız yetersizlik duygusunu, abartmasız üstünlük çabalarıyla dengeleme ve toplumca onaylanmış bir yaşam biçimi geliştirebilmiş olma ruh sağlığı için önemlidir. Sağlıklı yaşam biçimi geliştirmiş kimseler çevresindeki insanlara sevgi ve yakınlık gösteren bir toplumsal ilgiye, kendisiyle birlikte diğer insanların amaçları ve çıkarlarını gözeten duygu ve düşünceler, yenilgiden ve kendisiyle ilgili gerçeklerle yüzleşmekten korkmayan bir yürekliliğe sahiptirler.

Horney’e göre; kendine güvenlik sağlama yada kaygıdan korunma amacıyla insanlara yönelme (sevgi), insanlara karşı olma (saldırganlık), insanlardan kopma (bağımsızlık) gibi nörotik ihtiyaçlardan birine saplanıp kalmadan duruma göre bu ihtiyaçlardan üçünü de kullanabilecek kişilik bütünlüğüne ulaşma esnekliği yanında ülküleştirilmiş benlik imgesini koruma davranışları yerine gerçek benliğini yaşayabilme duyarlığı ruh sağlığı için önemli niteliklerdir.

Sullivan’a göre, kendisi ve diğer insanlar hakkında doğru ve yeterli personifikasyonlar geliştirerek kişiler arasında iyi ilişkiler kurabilme sağlıklılık işaretidir.

Fromm’a göre , benliğin bireyselleşmesi için asal bağlardan kurtularak özgürleşmesi ve bu özgürlüğün getirtiği çaresizlik ve yalnızlık duygularından kurtulması için de kendi bireyselliğini yitirmeden diğer insanlarla dayanışma, paylaşma ve sevgi bağlarıyla bütünleşmesi sağlıklılık, işareti olup, alıcı sömürücü, istifçi, pazarlamacı, biyofil, nekrofil yönelim biçimleri sağlıksızlık belirtileridir.

Rogers’a göre bireyin içsel eğilimleri, kendini gerçekleştirmeğe ve bütünlüğe yönelik olmakla birlikte bu eğilimi gerçekleştirmede, benliği kabul edebilme, benliğin içten ve dıştan gelen uyarıcılara (yaşantıya) açık olması, benliğin yaşantılarını gerçeğe uygun bir biçimde simgeleştirmesi, benlikle yaşantı uyuşmazlığı olan durumları fark etmesi, bireyin tüm yaşantılarını benlikle tutarlı hale getirebilmesi sağlıklı benlik nitelikleridir. Bu niteliklerin hepsinin meydana getirdiği bütünüyle işler kişilik yani içinde bulunduğu ana göre kendini gerçekleştiren kişi sağlıklıdır.

Maslow’a göre; gizil güçlerini gerçekleştirici 14 niteliği benimsemiş kişi ruh sağlığı yönünden tam bir psikolojik sağlığa sahip olmuştur. Bu nitelikler şunlardır: Gerçekçi olma, kendini,i başkalarını ve doğayı kabul etme, problemlerin çözümüne dönük olma, otonomi sahibi olma, derinliğine duygulanma, insanlara karşı empati, sempati, acıma, duygularını geliştirme, kişilerarası derin ilişkiler kurma, demokratik karakter yapısına sahip olma, amacı araçtan ayırma, filozofik gülmece duygusu geliştirme, yaratıcı olma, özel ve yalnız yaşamdan zevk alma, günlük yaşamında yenilikler bulabilme, içinde geldiği gibi davranma. Bu niteliklere sahip oluş derecesi ile ruh sağlığına sahip oluş derecesi birlikte gitmektedir.

Allport’a göre, olgun ve sağlıklı kişinin nitelikleri olan, benlik kapsamının genişliği, başkalarıyla yakın ve sıcak ilişkiler kurma, kendine güvenme gerçekçi olma, içgörülü ve hoşgörülü olma, bir yaşam felsefesine sahip olma ruh sağlığı ölçütleri olarak alınmaktadır.

Bütün bu bilgilerin ışığı altında varılan sonuç, ruh sağlığını kişinin kendisiyle ve çevresiyle ilgili gereksinimleri karşılayabilmeleri için onun kendi iç güçlerinin çevre olanaklarını kullanabilecek olgunluğa erişmesi süreci olarak tanımlamaya götürmektedir. Bu olgunlaşma, ulaşılmış bir durum olmaktan çok yaşamla gelen bir süreçtir.

Ruh sağlığı insanın bütün halinde işleyişiyle gelişir. İnsanın bütün yönleri birbirine destek sağlar. Bedence iyi gelişmemiş ya da iyi koşullar altında bulunmayan kimsenin zihinsel ve duygusal yönden gelişmesi de sınırlı hale gelmektedir. Ya da duygusal yönden olgunlaşmamış bir kimsenin zihinsel yetenekleri ne kadar üstün olursa olsun er veya geç bu yönden de gelişimini sınırlı hale getirecektir.

Okulda ruh sağlığı kavramı, öğrenciyi psikolojik olgunluğa ulaştıracak önlem ve koşullar olarak düşünülmelidir. Okulun ancak bağımsız düşünebilen, her inancın, her fikrin, her değerin yeniden keşfedilebileceği bir yer olmasına vereceği öneme bağlı olarak insanları bağımsızlaştırabileceği ve ruh sağlığını koruyabileceği ifade edilmektedir.

Eğitimin sonsal hedefi olan kendini gerçekleştirme, bireyin bedensel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişimini bir bütün olarak gerçekleştirmeyi amaçlar ve okul bireyin bağımsızlığını ancak bu yönlü gelişme ile sağlayabilir. Eğitimi, bu amaç ile uyumlu hale getirebilmek için geleneksel eğitim uygulamalarında bazı değişiklikler yapmak gerekmektedir.

Okulda ruh sağlığını bozucu koşullar şunlardır.

1.Okulların günlük çalışma programlarının, sınıfta öğrenci ilgilerine cevap veremeyecek kadar ders sürelerini kısıtlı hale getirmesi.

2.Sessiz ve edilgen bir sınıf topluluğunun, aktif ve gürültülü bir sınıf topluluğuna yeğlenmesi.

3.Bağımlı öğrenci davranışlarının bağımsız davranışlara yeğlenmesi.

4.Okulda alışılmışlık ve gelenekselliğin başarı yaratıcılığın başarısızlık olarak nitelenmesi

5.Okulda işbirliğinden çok yarışmanın öğretilmesi

6.Akademik olmayan yaşantıların ihmal edilmesi

7.Ayrıntıya fazla yer verilmesi

8.Okulda öğrencinin sınıf geçme uğruna kişilik bütünlüğünü bozucu ve çoğunlukla da pek dürüst sayılmayan yollara başvurması

9.Öğretimde sadece bilgi kazanmaya önem verilmesi, o bilginin öğrenci için ne anlama geldiği üzerinde durulmaması.

10.Okul programları ve sınıf etkinliklerinin çocuk hatta insan zihninin psikolojik yapısına göre düzenlenme yerine yetişkin mantığının işleyişine göre düzenlenmesi.

11.Sınıfta öğretmenlerin çocuğa konuları öğretmekten çok kendi benlikleri hakkında olumsuz tutumlar öğretmesi.

12.Okulda duygusal nitelikli öğrenmelere gereken önemin verilmemesi. Oysa, en köklü davranış değişimleri bu tür öğrenmelerle gerçekleşmektedir. Yüksek düzeyde bir moral otonomiye sahip olma, okulda veya sınıfta belli etkileşim yollarıyla sağlanır yada insanlarla olumlu ilişkiler kurma ve başkalarına karşı olumlu tutumlar geliştirme ancak gerçek yaşantılarla sağlanabilir. Okul duyguların konuşulabileceği bir yer olmadıkça olumsuz duyguların öğrenme üzerindeki olumsuz etkileri önlenemez. Öğrenilenlerin kalıcılığını arttırmada duygusal katılımların payı büyüktür. Olumsuz duygular hem yeni öğrenilenleri zorlaştırır hem de öğrenilmiş olanların unutulmasını kolaylaştırır (Kılıççı, s.1-14).

 

DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI VE NEDENLERİ

Anne-babalar, çocukların yetişmesinde beden sağlığı kadar, ruh sağlığına da önem verirler. Daha iyi anne-baba olmak için kendi tutumlarını da gözden geçirip, varsa yanlışlarını düzeltmeye çalışırlar. Çünkü, kişiliğin oluşumu ve yapılanmasının temelinin çocukluk döneminde atıldığı bir gerçektir. Bu temelin en önemli yapı taşları ise, sevgi, ilgi ve güvendir. Bunların yeterli ölçüde varolduğu bir ortamda yetişen çocuğun başarılı ve uyumlu bir yetişkin olma ihtimali yüksektir. Bunun için, ayrı kişilik geliştiren çocukların sözlerine kulak verilmeli aynı zamanda davranışlarının anlamı üzerinde düşünülmelidir (Yılmaz ve Üre, 1997, s.193).

Bazı kaynaklarda, çocukta kusurlu gelişim ve nedenleri şu şekilde sıralanmıştır:

1.Kromozon Anomalileri: Genetik alandaki araştırmalar kromozon yapısında yada sayısındaki anomalilerin doğuştan sakatlıklara ve kalıtsal hastalıklara yol açtığını göstermiştir. Örneğin, çekik gözler, basık yüz gibi bedensel özelliklerle birlikte görülen bir zeka geriliği olan mongolizmde fazladan bir kromozomun varlığı görülmüştür. Bazı araştırmalar suça yönelik davranışlar gösteren erkeklerde XYY biçiminde bir kromozom üçlüsünün varlığını saptamıştır.

2.Gen Mutasyonu: Kendiliğinden oluşan bazı değişiklikler sonucu her insanda sayıları binleri bulan normal genlerin yanı sıra 5-10 mutasyona uğramış gen bulunur. Radyasyon yada bazı ilaçların etkisiyle mutasyona uğrayan gen sayısı artmakta ve bunun etkileri sonraki kuşaklarda da ortaya çıkabilmektedir.

3.Bazı Ruhsal Hastalıklara Kalıtsal Eğilim: Genetik etmenlerin ruhsal hastalıklardaki olası rolünü anlayabilmek amacıyla, aileler, ikizler ve kardeşler üzerinde çalışmalar yapılmıştır. Bunlar arasında en çok ilgi çekmiş olan araştırma Kallmann (1958) tarafından şizofreninin nedenlerini araştırmak amacıyla gerçekleştirilmiş olanıdır.

Kallmann’ın bulgularına göre, bu hastalık şizofreniklerin akrabaları arasında genel nüfusa oranla daha sık görülmekte ve kan akrabalığı yakınlaştıkça sıklık oranı artmaktadır. Ne var ki, aile incelemesine dayanan birçok araştırmada olduğu gibi, Kallmann’ın araştırmasının da yöntem bilimsel eksiklikleri vardır ve ilk yaşlardaki çevresel etmenlere yeterince önem vermemiştir. Hastalığa eğilimin çok sayıda genler tarafından belirlendiği inancı çoğu araştırıcı tarafından paylaşılmaktadır. Kişi yaşamını elverişli koşullar içinde sürdürebildiğinde bu kalıtsal eğilim ortaya çıkmayabilir. Örneğin, şeker hastalığı gibi hastalıklara kalıtsal eğilim gösteren kişilerin genel yaşam koşulları uygun olduğunda, bu hastalığın ortaya çıkmadığı gözlenmiştir.

4.Doğuştan ve Sonradan Olma Bedensel Sakatlıklar: Dünyada çok sayıda çocuk beden sakatlıklarıyla doğar. Sakatlığa neden olan doğum öncesi etkenler arasında annede beslenme yetersizlikleri, bazı ilaçların veya radyasyonun etkisi, hastalıklar ve duygusal zorlanmalar sayılabilir. Annenin beslenmesinde protein eksikliğinin çocukta zeka bölümünün düşük olmasına ve bazı bedensel sakatlıklara yol açtığı saptanmıştır. Hamilelik sırasında aşırı alkol ve sigara, kızamık, şeker hastalığı, tüberküloz gibi hastalıklar, doğum anında bebeğin oksijensiz kalması yada başı üzerine aşırı baskı gibi durumların  beyin dokusunun zedelenmesine neden olduğu bilinmektedir. Bunların yanı sıra erken doğum da beyin zedelenmesinin başta gelen nedenlerinden biridir. Erken doğan çocuklarda zeka geriliği, otizm, öğrenme ve dil gelişiminde güçlükler, bedensel ve devinsel aksaklıklar gibi durumlar sık görülür.

Sonradan olma sakatlık nedenlerinin başında kötü beslenme gelir. Yetersiz beslenme, bedensel gelişimi yavaşlattığı ve hastalıklara karşı direnci azalttığı gibi, beyin dokusunu da etkiler ve zeka geriliğine neden olabilir. Çocuk felci de sonradan olma sakatlık nedenleri arasındadır. Ağır derecede zeka geriliği olan bir çocuk durumunu değerlendirme olanağından yoksundur. Bedensel özürlü çocuk ise, toplumun kendine yüklediği sakat rolünü benimsemek zorundadır. Bu rolle birlikte çocukta oluşan, eksiklik, kendine acıma, korku ve düşmanlık duyguları, çoğu kez aşırı koruma, red yada çocuktan yeteneklerinin üzerinde davranışlar bekleme biçimlerinde görülen ana-baba tutumlarıyla daha da pekiştirilir.

5.Annesizlik: Anne yoksunluğu, çocuğun bazı nedenlerle anneden ayrılarak özel kurumlarda yetiştirilmesi yada bir ev ortamında yetiştiği halde yeterli anneliği bulamaması sonucu görülür.

Ne denli iyi düzenlenmiş olursa olsun, bir yetiştirme yurdu ortamında, sıcak duygular ve bedensel temas, duygusal, zihinsel ve toplumsal uyarım ile öğrenmeyi isteklendirme daima yetersiz kalır. Bu çocuklar, yetişkinlerden yardım isteyemez ve bir insana bağlanamazlar. Duygusal küntlüğün yanı sıra, çoğu kez konuşma vedil gelişiminde de gerilik görülür.

Kimi çocuk, annesinden ayrı kalmadığı halde, yetersiz yada kötü bakım nedeniyle maskelenmiş anne yoksunluğunun etkilerini taşır. Reddedici, ilgisiz yada cezalandırıcı annelerin çocuklarının gergin ve doyumsuz oldukları, başkaldırıcı tutumlar geliştirdikleri saptanmıştır.

Maskelenmiş anne yoksunluğu özellikle, emzirme, memeden kesme ve tuvalet eğitimi dönemlerinde önem kazanır. Eğer anne çocuğun gelişim düzeyinin üzerinde isteklerde bulunuyor ve onu sürekli cezalandırıyorsa çocukta önemli davranış bozuklukları ortaya çıkar. Anne yoksunluğu çocuğun zihinsel, duygusal, toplumsal ve bazen de bedensel gelişiminin önemli oranda geri kalmasına neden olabilir. Etkilenme çocuğun ilk kez hangi yaşta anneden yoksun kaldığına, bu yoksunluğun süresine, annenin yerini alan bakımın niteliklerine ve çocuğun kalıtsal yapısına göre değişir.

6.Kusurlu Ana-Baba Tutumları: Bebek, çocukluğa doğru geliştikçe yeni beceriler kazanmak ve davranışlarını giderek kendi denetimi altına almak zorundadır. Bu dönemde ailenin rehberliği çocuğun gelişimi üzerinde çok etkili olur ve kusurlu aile yapısı, sağlıksız bir gelişimin ve uyumsuzlukların başlıca kaynağını oluşturur. Ana-baba, bazen çocuğa çok şey vererek onun kendi gelişimine yön vermesini engeller, bazen ise, çok az şey vererek ona gerekli desteği sağlayamaz ve uygunsuz tepki örüntülerinin gelişimine neden olurlar.

Çocuğun benlik kavramı, kendi için önem taşıyan büyüklerin ona gösterdikleri tutumların bir yansıması olduğundan anne-babadan gelen itici tutumlar çocuğun kendisini değersiz bulmasıyla sonuçlanır. Böyle bir ortamda yetişen çocuğun kendisine ilişkin olumlu duygular geliştirebilmesi olanaksızlaşır. İstenilen davranışları gösterdiğinde ödüllendirilmeyen yada desteklenmeyen çocuk onaylanan ve onaylanmayan davranışlarının ayrımını yapmada giderek güçlük çeker. Sonunda umudunu yitiren çocukluk, anne-babasının onayını sağlama çabalarından vazgeçer ve anne baba da çocuğun gelişimine rehber olabilmek için gerekli olan denetimi yitirir.

5 yaşında çocuk sahibi olan 379 anne üzerinde yapılan bir incelemede soğuk annelerin çocuklarının beslenme güçlükleri gösterdikleri, yataklarını ıslattıkları ve saldırgan davranışlara eğilimli oldukları saptanmıştır. İtilen çocuklar genellikle ilgi çekmeye çalışırlar, çevrelerine karşı saldırgan ve düşmanca tutumlar geliştirirler ve yalnızdırlar.

Annenin, eşine karşı olan duyguları çocuğun istenip istenmemesinde rol oynayan önemli etkenlerdendir. Eğer anlaşmazlıklar ve uyuşmazlıklar eşlerde bir düş kırıklığı yaratmış ve evliliğin sona erdirilmesi zaman zaman düşünülmekteyse, bu beraberliğin ürünü olan çocuğu olumlu duygularla karşılama olanağı da ortadan kalkar.

İtici davranışlar genellikle üç biçimde görülür:

-Açık düşmanlık ve ilgisizlik

-Çocuktan kusursuz olmasını bekleme

-Ödünleyici aşırı koruma

Sık görülen kusurlu tutumlardan biri de anne-baba tutumlarındaki tutarsızlıktır. Aynı davranışları anne-baba bir kez cezalandırır, başka bir kez görmezlikten gelir yada ödüllendirirse, çocuk hangi davranışın uygun olduğunu saptayamaz.

Anne-babaların kusurlu tutumları sonucu pekiştirilen durumlardan biri de kardeş kıskançlığıdır. Kardeşlerinden birine kendisine gösterildiğinden çok ilgi yöneltildiğini sezdiğinde yada yeni doğan kardeş tüm ailenin ilgi merkezi olduğunda çocukta bazı uyum güçlükleri ortaya çıkar. Çocuk yatağını ıslatmaya, bebeksi konuşmaya başlar, anne-babasının ilgisini kendi üzerine çekmeye çabalar ve bazen küçük kardeşine eziyet eder. İkinci planda kalan çocukta kıskançlık, güvensizlik ve değersizlik duygularına rastlanır.

Anne-babanın tutumları, çocuğun duygularına ve davranışlarına yön vermeyi öğrenmesinde yararlı ya da zararlı etkiler yaratabilir. Kendi değerleri yanlış olan yetişkinler çocuklarına uygunsuz ana-baba örneği olur. Bu durum, bazı ruhsal bozuklukların ve suç işleme gibi uyumsuzlukların belirli bir ailede daha sık görülmesinin başlıca nedenidir. Bazen, uygunsuz anne-baba örnekleriyle büyüyen bazı çocukların yetişkin yaşamlarını başarılı ve  uyumlu bir biçimde sürdürebildikleri de görülür.

Boşanma, ölüm vb. nedenlerden dolayı dağılmış ailelerde de çocuklarda güvensizlik, çatışma gibi sorunlara rastlanır.

Ailedışı ilişkilerde çocuğa iyi ya da kötü örnekler getirir. Özellikle çocuğun anne-baba denetiminden giderek özgürleştiği ergenlik çağındaki aile dışı ilişkileri, sonraki gelişimini önemli oranda etkileyebilir ve bu ilişkiler çocuğa uygunsuz değerler getirirse, onu kusurlu bir gelişime doğru itebilir.

7.Çocukluk Yıllarındaki Sarsıcı Yaşantılar: Bazı yetişkinler çocukluk yıllarında geçirdikleri sarsıcı bir olayı anımsatan durumlarla karşılaştıklarında aşırı duyarlı tepkiler gösterebilirler. Örneğin, bir kez köpek saldırısına uğrayan bir çocuk, köpeklere karşı korkusunu uzun zaman sürdürebilir.

Sarsıcı bir olayın çocuk üzerinde yarattığı tepki anne-babadan yada çevresindeki yetişkinlerden aldığı destek ve güvenceye göre değişir. Örneğin, bir yabancın cinsel sarkıntısına uğrayan ve direnç gösteremeyen çocukta suçluluk ve değersizlik duygularının gelişmesinde anne-babanın tutumu büyük önem taşır.

8.Toplumsal Etkenler: Yoksulluk alt toplum kesiminden gelmiş olmanın yarattığı kısıtlamalar kusurlu gelişimin önemli nedenlerinden biridir. Bu çocuklarda dil yeterince gelişememekte, ayrım yapma ve kavramlaştırma yetenekleri sınırlı kalmaktadır. Düşünsel işlevlerde tutukluk ve yavaşlık, sorun çözmede yetersizlik, umutsuzluk ve isteksizlik gibi güdülenme güçlükleri, yetersiz içsel denetim ve dış denetimlere bağımlılık, değersizlik duygularıyla birlikte kızgınlık ve başarısızlık görülür (Geçtan, 1993, s.82-92).

 

UYUMSUZLUĞUN NEDENLERİ

1.Kalıtım: İçedönüklük (sosyal hayatta çekinen, utangaç ve sıkılgan) dışadönüklük (sosyal hayata açık, serbest, konuşkan ve girişken) adı verilen kişilik özelliklerinin kalıtımla ilgili olduğu düşünülmektedir. Şizofrenin de kalıtımla ilişkisi olduğu savunulmaktadır.

2.Bedensel Nedenler: İç salgı bezlerindeki düzensizlikler, kronik mide ve bağırsak hastalıkları, kazalar, şoklar, sakatlıklar, beden özürleri, beyin zedelenmeleri, sürekli hastalıklar, bulaşıcı hastalıklar, aşırı şişmanlık.

 

 

3.Temel İhtiyaçlardan Yoksun Edilme:

a.Biyolojik ihtiyaçlar: Yeme, içme, cinsellik, barınma, giyinme, dinlenme, etkin olma, güvenlik, boşaltım.

b.Psikolojik ihtiyaçlar: Sevme, sevilme, kabul görme, öğrenme, merakını doyurma, başarılı olma, beğenilme, meslek sahibi olma, bağımsız olabilme, psikolojik güven.

c.Sosyal ihtiyaçlar: Bir toplumun üyesi olma, statü sahibi olma, toplumda bir role sahip olma, sosyal etkinlik içinde olma, topluma katkıda bulunma, sosyal güven, içten kabul görme.

4.Yanlış Eğitim: İhmal, korku, güvensizlik, tutarsız eğitim, baskı ve zorlama, sertlik, dayak, aşırı sevgi, aşırı koruma (Yılmaz ve Üre, 1997, s.198-200).

Gelen Yorumlar
Bu dökümana henüz yorum yapılmamış, aşağıdaki formdan yorumunuzu ekleyebilirsiniz.
Yorum Ekleyin
Başlık
Yorum
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir yorum geldiginde haber verin.

okunuyoruz

uyariyazici

Yazı ya da yorum gönderirken nelere dikkat etmeli?

Yorumlarınızın, gönderdiğiniz yazıyla alakalı olması gerekir.

Bir markayı, kurumu ya da şahsı karalayan, hakaret içeren, suç teşkil edebilecek yazılar ve reklam amaçlı metinler sayfalarımızda yayınlanmaz.

Yazılarınızı gönderirken, lütfen Türkçe karakterleri kullanınız.

Yorumlarınıza cevap geldikten sonra silemezsiniz. Gönderirken lütfen dikkat edin.

Lütfen çıktı almadan önce çevresel sorumluluğumuzu düşünerek kendimize soralım : Gerçekten bir kopyaya ihtiyacım var mı? / Please consider your environmental responsibility before printing this e-mail

ortaadsense

sagsutun

AaramaMerkezi

gogglearamagoruntu

Google

AboneMerkezi
aboneol

Mail Abonesi olmak istiyorum


Yazarlarımız

 

 
Anketlerimiz
yeni öss sistemi hakkında bilginiz varmı
öss de ne ki
yok
var

 
Özel Bölümlerimiz

 
Yıllık Arşiv

Mayıs 2008
PzrPztSaÇaPeCuCts
123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

 
SosyalAğlarımız
ninng
Visit Psikoloji ve Egitim Kariyerim

PsikoKariyergrubu
Google Gruplar
PsikoKariyer grubuna kayıt ol
E-posta:
Bu grubu ziyaret et

..ve Reklamlar

googledikeyafis
analytics
alexasayac

amung page counter page counter

teknorati


blograzzi

Psiko-Dan.com; Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Blogu
yatayadsenseb
bloglama
UYARI: Site içerisinde geçen her tür bilgi ve yaklaşım sadece okuyucuyu bilgilendirmek amacıyla kullanılmıştır.Site içerisinde geçen ilaç kullanımı ve hastalıklara yönelik tedavi yaklaşımları tamamıyla teori amaçlıdır ve profesyonel bir kurum ya da uzman bir doktor gözetiminde olmadan uygulanması sakıncalıdır.Bu konuda doğabilecek sorunlarda sitemiz hiçbir sorumluluk kabul etmeyecektir. Bilgilerinize sunarız.
Psiko-Dan.com "Psikolojık Danışma ve Rehberlik Blogu"