Tüm hayatımızın özeti, bir seçimler kümesi. Dünyayla
tanıştırılmamız bile, bize ait olmasa da, bir seçimin ürünü. Anne karnından
getirdiğimiz birtakım özellikler dışında bütünüyle şekillenmemizi, en
baştan itibaren yaptığımız tercihlerle ve aldığımız kararlarla biz
belirliyoruz. Her ne kadar "özgür irade" dediğimiz kavram çeşitli
tartışmaların konusu olsa da ve bazılarında son derece ütopik algılansa da, en
azından bize sunulan seçenekler arasından bir tercihe ulaşarak özel ve
kamusal benliğimizi oluşturuyoruz. Hangi kıyafeti giyeceğimiz, hangi
yemeği yiyeceğimiz, hangi oyunları oynayacağımız, hangi televizyon
programını izleyeceğimiz, hangi okula gideceğimiz, hangi dersleri alacağımız,
hangi kadın veya erkekle evleneceğimiz, hangi meslekle boğuşacağımız,
hangi alana yatırım yapacağımız vesaire vesaire vesaire...
Gündelik yaşamımızı devam ettirmek için de az önce
sıraladıklarım gibi birçok karar alma süreci içerisine giriyoruz. Bunların
bazıları oldukça önemsiz görünse de, bazıları da bir o kadar hayati
kararlar. Hepimiz hayatımızın belirli dönemlerinde, o hayatın diğer
dönemlerini belirleyecek koşulları bir orkestra şefi gibi yönetmek durumundayız.
Orkestra şefi olarak tüm enstrümanları, notaları, müzisyenleri fark
ettiğimiz ve tanıdığımız ölçüde ortaya çıkacak müzik harmonik ve anlamlı
olacaktır.
Belki de "özgür irade" gerçekten pratiği olmayan bir
kuramdan ibarettir. Her yıl yaklaşık 1,5 milyon genç üniversite sınavına
giriyor ve bu sınav için birkaç yıl da, sunulan 'şıklardan birini
işaretlemeyi' öğrenip bir doğrunun katili olan dört yanlışla köşe kapmaca
oynuyor. Sonuçta yine tercih rehberinden sıralama yapıp eğer gerçekten
şanslılarsa, öyle ya da böyle hayatlarında bir kırılma noktası oluşturacak
üniversite yaşamının bir parçası oluyorlar. Aslında tam bir "kaos"
hikayesi; tercihler, olasılıklar ve insan hayatı; "kaos".
Sınavlar bir sistem ürünüdür. Birçok değişken etkili olur
ve sonuçta katilleri uzak tutarak yaptığınız doğrularla puanlar alır,
okullara ya da iş yerlerine adım atarsınız.
Bazen de yoktur sistem; her şey sosyal etkiden ibarettir ve
de elbette reklamlardan. 'İnsanlaşmış Teknoloji: Soğuk Çeliğe Yüklenen
Duygu' başlıklı yazıdaki gibi hangisi size en mükemmel sunulursa onu
satın alırsınız. İhtiyaçlar, ekonomi, işlev çok arka sıralardadır çoğu
zaman eğer siz o cafcaflı kancaya takıldıysanız. Ambalaja bakar,
sunulanlardan birini gider alır boyalı gözleriniz.
Bazen düşünüyorum ve düşündükçe de korkuyorum; acaba
tamamen bana ait bir karar var mı? Yoksa hayatımı yöneten, olasılıkların
hüküm sürdüğü kaos mu? Acaba diğer insanlar mı beni belirleyen ve gün gelip
'reklamları izlediniz' mi diyecekler? Zarları kim atıyor bu oyunda?
Öte yandan herkes gibi ben de yargılıyorum kendimi ve
kararlarımı. Hangi birinde ne gibi hatalar yapıp yaşamlarımıza haritadan
yollar çiziyoruz acaba? Mümkün olan en az hatayı yapmak için ne derece
önyargılardan uzak kalıp rasyonelleşebiliriz?
Tülay Çellek'e temennisi için teşekkür ediyorum:
"Doğrularınızın seçiminin size kalmasıdır dileğim..."
Editörden...
Zuhal Yeniçeri
zuyen@baskent.edu.tr ELYADAL
Bu yazı PiVOLKA'nın basılı sürümüyle aynıdır. Kaynak göstermek
için:
Yeniçeri, Z. (2004). Editörden... PiVOLKA, 3(14), 1-2.
http://www.elyadal.org/pivolka/14/index.htm